Bir el bana doğru uzanırken, güneş gibi göz alıcı bir gülümseme de vardı yüzünde. Gözlerim kamaştı. Diceyim beni yerden kaldırmaya çalışıyor sanırım. Ayy nasıl özlemişim yaa... Elimi tuttu, kalbim yerimden fırladı. Sanırım bundan sonraki her gelişimde düşeceğim bu merdivenlerden. Başka türlü de el ele tutuşacağımız yok sanki...
" Bişeyin yok dimi, iyi misin?"dedi. Muhteşem sesiyle...
İyi ne kelime yahu kalp krizi geçirmiş olsam, ölsem yeniden dirilirim ben bu anda. Domuz gibiyim. Bu aşk ne manyak bişey. Acını, sıkıntını, derdini herşeyi unutturur insana.
Ne saçmalamayın! Herhalde ki iyiyim demedim. Haftalar sonra aşkıma kavuşmuşum. Yollar mıyım onu hemen yanımdan..
Adamın eline sülük gibi yapışmış bir modda,
"Ahh bileğim çok fenaa " diye işveli cilveli bir konuşma yaptım. Hani Türk filmlerindeki Hülya Koçyiğit gibi.
Oturdum merdivenlere. Bu sefer o kapandı ayaklarıma. Adamın yüzüne bile bakamazken bu kadar yakınlaşma kalbimin bir durmasına, sonra pıt diye yeniden çalışmasına neden oldu.
" Durun, kıpırdamayın, bir bakayım bileğinize!"
Allahım bileğimi mi tutacak, umarım ayaklarım kokmuyordur! Ya kokuyorsa cips gibi.
Ya evet öyle de bir sorunumuz var. Bizimkiler çok erkek çocuk istemiş yani babaannem. Üç abladan sonra ben tekne kazıntısı olarak yine yeniden kız olarak dünyaya gelmişim. Ama anneme sorarsanız bi tek pipim yok. Çok istedik sonunda erkek gibi bir kızımız oldu der. Eeee erkek kızın da kokar ayağı dimi. Bu bana Allahın bir cezası. Benim kadar kötü koku tribi olan, kötü koku duysa kusayazan bir kızın ayağının kokmasıda ayrı bir ironi... Evet evet okuyanınız var mı bilmem ama hayal gücümün muhteşemliği de işin içine dahil olunca "Koku" kitabını okuyamamıştım. O kadar fena yani. Ay yeminlen iğrendim kendimden. Kavgacılık, deli cesareti, ayak kokusu, bıyıklar ( abartmayalım canım her kızda olduğu kadar), çapkınlık gibi meziyetlerim gerçekten sadece pipim olmadığını gösterir cinstendi. Ama aşk ve etek söz konusu ise kız ötesiydim.
Tam eğilecek... "Bi dakka "dedim. " Sanırım biraz buz olsa hiç fena olmaz." Turti atladı. "Ben getiririm" diye. Sözüm ona bizi yalnız bırakacak. Kızım bu yalnızlık hayrıma değil. Adam eğilip ayak kokumu duyarsa benden uzaklaşmak için dünyanın bir ucuna gider yeminlen. Tabi yıllardır beraber yediğimiz, içtiğimiz, uyduduğumuz gerçeği Turtinin bu kokuyu benimsemesine benim bir parçam gibi görmesine neden olmuştu. Ya Turti iyisin güzelsin hoşsun da bazen de fazla düşüncelisin canııım. Ay ne desem de Turtiyi göndermesem diye düşünmem bi kaç saniyemi aldı. "Turti dur sen gitme çantamda ağrı kesici olacak bi ona bak çok ağrım var" dedim. Yalan külliyen yalan. Ben öyle bildiğiniz cinsten çantasında krem, ıslak mendil, peçete, makyaj malzemesi vb olan kızlardan hiçbir zaman olamadım.
Sevgili Diceyim atladı. "Tabi tabi siz durun ben alır gelirim hemen..." Ay Allahtan centilmen de hani. Yoksa napardım.
Bu koşar koşmaz ben önce Turtiyi dürttüm. Kızım manyak mısın adam ayağımı tutacak. Ya kokuyorsa. Sonra hemen bi kontrol olayına girdik. Koku kontrolü. Aman Allahım yok böle bi koku. Cips haltetmiş. Kedi ölüsü... Turti bayılacak gibi oldu. Neyseki kokunun keskinliği onu kendine getirdi.
Naaapcaz yaa derken. Koşarak tuvalete gittim. Hemen ayağımı bol sabunla yıkadım. Lavaboda ayak yıkamaya çalışmakta ayrı bir eziyet. Midenle bağırsakların yer değiştiriyor resmen. Yoksa kalbinle mesanen mi demeliyim. Yıkadım, yıkadım, kokladım. Yok olmadı bi daha yıkadım.. Ay geçmiyor koku. Allahım olur mu böyle baht yaa. Haftalardır görme aşkını, adam elini tutsun sana bakacak olsun senin ayağın koksun. Yok böle bi dünyaaa. Acaba ayağımı mı kessem. Hastanede benimle kalır belki. Hem baya bi yakınlaşmış oluruz. Derkeeen gözüme tuvaletteki çamaşır suyu çarptı. Ayağımı kesmeme gerek kalmamsına da sevindim bi yandan. Aldım hemen döktüm ayağıma. Ohh mis gibi temizlik kokuyor artık. Yok yaw biraz fazla mı döktüm ne iğrenç yoğun kokuyor. Olsun olsun ayak kokusundan iyidir. Hemen koşarak merdivene döndüm.
Turti:
" Naaptın lan tuvaleti mi temizledin. Bu çamaşır suyu kokusu da ne?"
Allahım yaaa ayak kokusundan iyidir mal...
Tam ben oturdum Diceyim elinde bir torba buzla geldi.
"Biraz geciktim ama bizim burda buz kalmamış. Yan kafeden buldum.."dedi.
Kesin aşık bana bak taaa yan kafeye gitmiş buz bulmak için. Tam ayağımı uzatıcam. Bu zorla diğer ayağıma sarılmasın mı. Ay dedim dur o ayağımda bişey yok. Tutturdu eminim az önce bu ayağını tutuyordun, acından hangi ayağın olduğunu karıştırdın galiba, diye. "Dur kıpırdama buz koyacağım. Çıkar şu ayakkabını koy bakiim ayağını bacağıma. Hıh şöyleee." demesiyle başlamadan herşeyin biteceği gerçeği beni benden aldı.
Bi deprem, sel bi felaket Allahım bişey yap beni kurtar. Yoksa ya Diceyim kokudan ölecek ya da beni sonsuza kadar bırakacak. Gık mık derken zorla ayakkabımı çıkardı. Biri çamaşır suyu biri kedi ölüsü kokan iki ayak. Yerin dibine girdim. Ordan izliyorum olup biteni.
Bizimkinde hiç tepki yok. Hasta mı lan burnu mu tıkalı, koku sinirleri mi harap olmuş. Ya da şu anda tüm sinirleri köreldi, şimdiye kadar ölmeliydi derken.
"Ayy kusura bakmayın. Yeni temizlendi sanırım tuvalet ya da temizlik aşamasında. O nedenle böyle iğrenç kokuyor ortalık. Ben hemen şimdi görevliye haber veririm. Şu buzu biraz tutayım da" dedi.
İşte yaa iştee bu adam benim kocam olmalı. Hiç bir zaman ayaklarımın kedi ölüsü gibi kokacağına ihtimal vermeyeceği için hep tuvalet zannedecek muhteşem erkek...
Yüzyıl ayağımda buz, gözlerim gözlerinde kalabilirdim. O öyle buzu bileğime tuttu, nasıl olduğumu sordu, uzun zamandır gelmediğimizi söyledi, bişeyler konuştu. Bense çoktaan bulutların üstüne çıkıp, pembe panjurlu evimizin bahçesine gitmiştim bile...
P.S: Aklınızda ayağı kokan kız olarak kalmayayım gebertirim hepinizi haaa....
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder