27 Mart 2014 Perşembe

BANLİYÖ DEĞİL TREN :)

Koşar adımlarla trene doğru gittim. Evet evet banliyö treni. Ne demek olduğunu öğrendiğimden beri pek kullanmam o hitabı. Zaten bilioruz saçma sapan bir yerde yaşadığımızı. Evet biz öle kibar tabirle Allahın unuttuğu bir yerde oturduğumuz için banliyö treni kullanırdık. Ay ne eğlenirdik o trende de dur anlatcam onları da. 

Peronda volta atıp duruyorum. Bi günde iki kayıp çok gelmiş. Nasıl üzgünüm. İzbandut ve Turtiyi de boğasım var. İkisi de elimden aldı sevgililerimi. Hayır hadi izbandut beni tanımaz etmez de Turtiye noluyo yaa. O benim can dostum değil miydi. 

Tam böle yürürken arkadan bi ses. 
"Manyak mısın kızım sen yaa noluyo?"
Hah beklenen satıcı geldi. Bide utanmadan konuşmaya çalışacak benimle. Döndüm tam bağıracaktım ki pislik diye, ne göreyim benim Conq Turtinin yanında. Aaa dedim işi ilerletmişler. Kızı tren garına kadar getirmiş. Öylece kala kaldım. Turti biraz söylendi dengesiz tavırlarımdan yakında falan ama gerisini duymadım. Yine olan olmuştu beğendiğim çocuk benim arkadaşımı beğenmişti. Kaderim mi bu yaa. Gideriz alışverişe ben bi pantolon beğenirim koca popom girmez, yanımdaki sıska alır. Bi elbise beğenirim koca memeler içine girmez, yine yanımdaki sıska alır. Birinden hoşlanırım o beni beğenmez yanımdakine asılır. Ühüüü ühü. 

Neyse Turti konuşuyo benden ses yok. Conq da bana bakıyor sürekli. Bende bakıyorum, bakıyorum ama bu ikisini hiç yakıştıramıyorum. Yani Victory Turti'ninki öle hoş ki. Nasıl olurda bunu beğenir diyorum. Sonra geleceklerine dair plan yapıyorum. Evlenirlerse evlerine gitmem. İlk ben aşık olmuştum. Elimden aldı. Herhalde muhattab olacak değilim diye.

Kulaklarımda yankılanan bir sesle kendime geldim.
" Pardon Watt dı değil mi?"
Allahım prens konuşmaya başladı. 
"Evet..." Diyebildim sadece heyecandan ölecektim. Ay evet yaa ben böyle söz konusu aşk olunca çok heyecanlanıyorum. Hatırlıyorum da ortaokulda bi çocuk vardı. Çok yakışıklı. Ben yine deli divane aşık. Bir gün sabah bahçede bana "Günaydın" dedi diye ders boyunca hıçkıra hıçkıra ağlamıştım. Niye diye sormayın. Hiç bir fikrim yok.

"Gün boyu çok üzgündün, haddimi aşıp ne olduğunu da soramadım, ama çok ta merak ettim. Sonra arkadaşınla gelip seni görmeye karar verdim. Umarım şimdi daha iyisindir."
Aman Allahım Conq benimle mi konuşuyor bana mı öyle geliyor.  Ay ay ay canım yaa yerim ben seni de haddini de gelişini de. Acaba bayram değil seyran değil eniştem beni niye öptü mü? Yok canım baksana benimle ilgilenmiş. Demekki hoşlanıyor benden. Böyle gel gitler yaşarken bi baktım benim ağız kulaklarda öle sırıtıyorum adama.
"Bişey mi oldu" dedi.
"Yok yok iyiyim de öle yani",dedim. Ne demekse o da.

Tam ne anlatsam acaba diye düşünürken uzaktan trenin zamansız sesi duyuldu. O değil binmesek eve geç kalıcaz. Öf yaa bu ne yaa. Adam ayaklarına kadar gelsin aşkını itiraf için sen eve git.
Neyseki yerinde bir laf geldi Conq dan...
"Yarın gelecek misiniz kafeye!"
Soru mu beee. Sen iste ben fizana gelirim canım benim dedim içimden. Ağırdan satacam ya kendimi,
"Bakarız, hiç belli olmaz" dedim. İçim içimi de yiyor bi yandan ya gelmezse diye.
"Tamam ben kafede olacağım gelirseniz konuşuruz," dedi.
Havalara uçsam da hiç belli etmedim, ya da belli etmediğimi sandım. Tren geldi. Bindik. Hani şu filmlerdeki gibi gözden kaybolana kadar camdan baktım. Hatta ona bakıcam diye oturacak yeri de kaptırdım. Akılsız başın cezasını ayaklar çeker sözü birkez daha tafaımdan doğrulandı.
Sonra uzunca bir süre Turtiyi dinlemek zorunda kaldım tabi. Hatta kırkbeş dakika. Kızdı bi sürü. Sonra da başladı Conq ile ilgili konuşmaları anlatmaya. Biz kızlar bilirsiniz ya birşeyi anlatırken, merhaba kısmından başlar hiçbir ayrıntıyı atlamadan anlatırız. Saolsun Turti de fil hafıza. Herşeyi tam tamına anlattı. Seceremi öğrenmiş meğersem. Ahahah yaşasın bana aşık olmuuuş. Dengesiz duygu durumum yine tavan yapmayı başardı. Birden bire dünyanın en mutlu kızı oldum. Başladık yarın söylenecek yalanları planlamaya. Ağız birliği de olsun ki falso vermeyelim diye. Ne mi planladık. Eee erkeklerin biraz duygu sömürüsüne ihtiyacı vardır mantığıyla muhteşem kızın aile dramı seneryosu yazdık. Hadi bakalım inşallah tutar...

24 Mart 2014 Pazartesi

KIZDAN DOST OLMAZ!!

Burnumu çekmeye devam etsem o diil sümüğüm bitti çekcek bişi de kalmadı. Hınk mınk yapıyorum bişi gelmio. 

Ah ahhh demeye karar verdim. Bakarsın noldu der, niye iç çektin anlatsana der diye. Durup duruken de ah ahh denmiyo ki canım. Con ise elinde bi kalem bazen çeviriyo, bazen önündeki peçeteye bişey karalıyo. Sanki bunalımda olan, az önce deli gibi ağlamış olan o ben diilim gibi. Nerdeyse ben sorucam neyin var diye. Zaten hep kaybettirmiştir bu aceleci tez canlı tavırlarım. Bi sessizlik oldu. Ahh ahhh dedim. Saolsun sevenim çok. Bundan başka herkes atladı noldu diye. Ay size ne size ne... Ben onu biricik aşkıma söyledim. Bu herifte hoş moş ama tam kütük çıktı. Herkes noldu diye pervane bu hala peçeteye kare ve üçgen çizmekle meşgül. Sanki adama öyle bi görev vermişler. Para kazanıyor bu işten gibi. Neyse benimle hiç ilgilenmedi. Bende baktım bundan ses seda yok. Yok bişey dedim geçiştirdim. Gelse Con sorsa alaaaah neler anlatcam neler de ben Turtiye  ve diğerlerine ne diim şimdi. 

Bekle bekle çay iç kola iç. Yok değil bişey sormak adam dönüp bana bakmıyor bile. Geleceğim, ilişkim tehlikede diye bir atak daha yapmaya karar verdim. Cool gizemli kız ayakları. Kimseye bişey söylemeden kalktım masadan. Merdivenlerden inerken Turti bağırdı arkamdan...

"Nereye watt?"
"Hiiç biraz dışarı çıkıcam yalnız kalmaya ihtiyacım var!" Dedim

Filme gel.. Ve genç kız oradan uzaklaştığında genç adamın içine bir kor düşer. Koşarak genç kızın yanına gider. Buğulu gözlerinin ta derinlerindeki saf temiz kalbi ve aşkı görür. Tamam yeter evlenirler ve çok mutlu olurlar.

Hıhı tabi güzelim tabi, sen yalnız kalmaya git adam koşarak arkandan gelsin. Ay pardon ölmüştü aşkından dimi unuttuk biz o ayrıntıyı. Tamam tamam kabul çok aşk filmi seyrederdik Turtiyle... Tabiki amacım ortada, dikkat çekeyim, gizemli görüneyim, yanıma gelsin, belki masa kalabalık diye konuşamamıştır gibi fantaziler. FM in dışında tam bizim masayı gören bir duvara yaslandım. Arada bi çaktırmadan bakmamın yanı sıra, kafeden her çıkanın o olduğunu düşünerek heyecandan ölüyorum. Ay gelirse sorarsa ne derim. Sevgilimden ayrıldım. Cık olmaz belki yeni ayrılmış birini istemez. Yalnızım desem, ay demek ki ne uyuz bi kız kimse istememiş der. Olanı biteni anlatsam, amaan başkasına aşık bırakayım der. Allahım ne diycem yaa! Neyse hele bi gelsin olmazsa atlarım boynuna ağlarım. Sonra da lütfen konuşmayalım çok kötüyüm derim geçer gider. Bizde yakınlaşmış oluruz...

Ya ben şu aşk filmlerini çok seviyorum. Herşey herkesin istediği gibi oluyor. Sırf bu yüzden oyuncu olasım var. Bari filmde aşk yaşayalım. Bakarsın baş rol erkeği gerçekten aşık olur bana. Neden olmasın... 

Bekle, uzaklara dal, bakın bi daha bekle bi daha uzaklara dal, bi daha bak... Baya bi zaman geçti.

 Sonra bi çevirdim kafayı.Anaaa o da ne bizim dilsiz Turtiyle sohbete başlamış bile çoktan. Hayır yaa Victory nerde. Ulen kızına sahip çıksana bak elden gidiyor. Ay bizim Turti de pek insan canlısıdır. Bi muhabbet eder seninle sanırsın kırk yıllık kankin. Böle eller dokunur. Aaa bak bak gülüşmeler falan. Ben burda nasıl acılar içindeyim. Bunlar beni unuttu eğleniyorlar içerde. Beni düşünmeyi geç, oracıkta yansam, canlı bomba olup patlasam görmeyecekler. İnsan bi gelir yaa bi sorar neyin var, iyi misin! Tamam ben yalnız kalcam dedim de kural mı yani. Yasakları delin, gelin, gel. 

 Kan beynime fırladı. Sevgilim elden gidiyordu. Birşey yapmalıydım. Hemen kafeye daldım, masayı basmaya. . Gittim masaya aldım çantamı hiçbişey demedim fırladım gittim. Masa basmaktan anladığım da bu. Ne bileyim belki biraz utanırlar falan. Turti senden hiç beklemezdim, işte hep derlerdi de inanmazdım. Kızdan dost olmaz diye. Eni konu arkandan vurur seni derlerdi. Turtinin seslendiğini bi duyar gibi oldum ama yıllardır dost bildiğim kişi kocamla gülüşüyorsa arkama dönmem doğru olmaz diyerek koşar adımlarla eve doğru yol almaya başladım. 

Bu arada Turti'nin tüm bu olanlardan hiç haberi yoktu :))

19 Mart 2014 Çarşamba

BEN HER DURUMDA AŞIK OLURUM!!!

Yaa giremedik Operaya... Almadı bizi izbandut. O günden sonra Operanın adı bizim için Kimlik oldu. Hem kimse anlamazdı konuştuğumuz zaman. Sanki Opera deyince çok anlıyolardı ya bizimkiler. Kimlik deyince bişey anlamazlar diye mutlu olmuştuk. Zaten küçükken böle herşeye bi lakap takmalarımız vardı bizim. Südyen- misyen, orkid - zorkid (zor günlerin çocuğu manasında), çakmak- od, kültablası - kültünablası...

Hönkürmem bitince baya uzun sürdü de bastık FM e gittik. E o halde eve de gidilmez. Dünyam yıkılmış. Evde kalmış kıs kurusu olmuşum. Orada da ağlamaya devam edince herkes bi dikkat kesildi tabe. Bi bizim masaya toplandı hoş çocuklar grubu. Kafamı bi kaldırdım ölmüşüm, cennete düşmüşüm, biscolata erkeği duymuş durumumu gelmiş beni teselli etmeye.

Allahım nasıl hoş bi adam var karşımda. Haydaa bu nerden çıktı. Yoktu FM de böyle bişi. Beni mi merak etti. Benimle tanışmaya mı geldi. Yok canım bana ne bakacak. Turtiye gelmiştir o diycem. Ama Turtinin Victory de orda bizim masada. Hem zaten Turti nemrut, birine aşık olur ona bile yüz vermez. Buna mı bakacak. Yok yok benim için geldi derken, salyamın, sümüğümün, çapağımın birbirine karıştığını farketmemle kendimi tuvalete atmam bir oldu. Bu öyle bi dönemki peçete falan da çok yok hayatımızda. Hani bilirsiniz böyle pidecilerde falan ağzını silmen için pembe zımpara getirdikleri dönemler. 

Tamam yüzü gözü yıkadık bişeye benzedik te bu havuç burun niye düzelmiyo yaaa. Yukarıda hayatımın erkeği duruyo ve ben palyaço gibi, kardan adam gibi saçma sapan bir burna sahibim. Yarım saat fln yıkadım burnumu düzelsin diye. Sonra biraz da klozete oturup acaba noldu derse ne desm diye plan yaptım. Şimdi aşık olduğum adamı göremedim dersem elimden kaçırırım. Babam evden attı desem ne o öle kezban gibi. Dershane falan amaan saçmalama çoluk çocuk der. Ne diycem yaa diye düşünürken daha büyük bir problemim gözüme çarptı. Burnum hala pancar gibi. Bi de ağlayınca bi şişiyomu noluyo yaa. Oldu mu hokka burun kocaman. Ya pancaaar düzelseneee eğer çıktığımda hayatımın erkeği gitmiş olursa seni koparırım haa diye tehdit ettiysem de burnum bunu pek tınlamadı. Yarım saatin sonunda ben biraz daha insana benzeyince çıktım tuvaletten. Saçımı başımı düzelttim azıcık ta makyaj. Makyaj dediğim de şeffaf rimel ve parlatıcı yani. Küçükken bile süremezdim öle pudra, fondöten. Bi terletir beni. Kış ortasında ekvator etkisi bende fondöten. Masaya giderken nasıl hüzünlü, gizemli bir tavır sergileyeceğimin provasını da yaptım tuvalette. Tamamdır. Hayatımın erkeğiyle tanışmaya hazırım. 

Basamakları çıkınca mutluluktan uçma ifademi saklamak için tiyatral yeteneğimi kullanmam gerekti. Var öle bi yeteneğim. Lisede başladı hep oldu, hala da sahibim desem yalan olmaz yane. Allahım masanın başında dikilen prens oturmuş masama beni bekliyor. İşte bu ya dedim. Bi yandan da vicdan yapıyorum ha! Diceyime haksızlık oldu diye. Amaaan napiim görüşemeyeceğim bir adam için ölemem ya. O da başka birini bulsun canım. Zaten boyu da kısaydı. Aslına bakarsan çirkin bile sayılırdı. Hem Dicey işte eve alıp koca da yapılmaz ki. Sonra çocuklarımız okula başlayınca ne diyecek baban ne iş yapıyor durumuna. Herkes avukat, doktor derken.. Babam Dicey... Yani bi bok olamamış, ordan burdan şarkı seçip çalmayı başarmış mı!

Ay bu arada aklıma geldi bizim lisede bi Edebiyat hocamız vardı. Ne manyak adamdı yaa. Hiçbir edebi yanı yoktu adamın. Kibarlık desen uzağından bile geçmemiş. Küfürbazın tekiydi. Böle okula yeni başlamışız. Tanışma faslı. Seceremizi anlatıyoruz. Bi arkadaş kalktı. Başladı bizimki sormaya annen baban ne iş yapar, nerelisin? Bu nerelisini de hiç anlamam. Yani mesela ben annem göçmen, babam adanalı. Ama korkulacak bi yanım yok. Yani hiç üçüncü sayfa haberlerinde çıkan Adanalılardan olmadım. Neyse kız başladı anlatmaya. 
"Baban ne iş yapıyor?"
"Serbest meslek hocam."
"Tamam anladık taa ne iş yapıyor?"
"Serbest meslek"
"Kızıııım pezevenklikte serbest meslek ne iş yaptığını soruyoruuuum!" Deyince kızcağız
"Taksi şöförü" deyip yerin dibine girip oturmuştu. Bizde gülmekle şaşırmak arası bi efekte bürünmüştük. 
Zaten bi keresinde de aynı adam sınıf başkanı derse geç kalınca "Hoca osurursa cemaat sıçar" demişti. Ay ne manyak adamdı yaaa.

Geçtim masaya oturdum. Böle minik minik burnumu da çekiyorum ki, neyin var diye sorsun diye. Ay bi türlü bişey demiyor. Domuz, az önce filmi seyretmeye toplanmıştın. İçeriğini öğrenmek için çaba göstersene. Neyse adını falan öğrendim. O da tanıştık sanma. Bizim Turtinin Victory si seslendi de ordan yani. Conqueror muş adı. Böle uzun, iri, kaslı. Al beni savur beni, at duvara çarpayım kendime geleyim hissi veren bişey. 

Hayır o değilde biz lisedeyken çoluk çocuk olduğumuzu neden anlamıyoruz da kendimizi hep bi kocaman zannediyoruz. Biz derken tüm lise çağı canlılardan bahsediyorum. Conq en az 25 yaşında falan bense 16. Nasıl benden hoşlanmasını bekliyorsam. Bi kere muhabbetim bile çekilmez lan. Git sen barbilerine kazak ör dese yeri var. Ama olsun ben çok hoşum ve o bana aşık olduğu için yanımıza geldi. Nasıl bi çekicilikse benimki de her gören şıp aşık oluyor. Neyime kısacık oğlan gibi saçlarıma mııı ( bu arada bi lise mezuniyet fotoğrafım var kısacık saçlı ay nasıl yakışıklıyım.. evet evet yanlış duymadınız yakışıklı:), kulağımdaki bin küpeye mi, şişe dibi gözlüklerime mi? Ama lütfen bi dakka haksızlık etmeyelim. Hep çekici ama gerçekten çekici bir yanım vardı. Memelerim. Annemin karnında az daha dursam ya meme ya da göz olarak doğacakmışım ben. Sanırım doğduğumda yetmiş beş beden falandı bunlar. Kızların ki limonken benimki diyarbakır karpuzuydu. Onlarınkine fincana ölçerken benimkileri dipsiz kuyuya sallamışlardı. Ben neler çektim onlardan kimse bilmez. Ama ortamda hep çekiciydim memelerim yüzünden. Yolda fantazilere bile konu olmuşlardır yani. Bide şu konuya açıklık getireyim. Büyük ve dik meme yoktur. Yerçekimi diye bişey var kardeşim. Adam yıllar önce bulmuş yani. Anca silikonla olunur Samantha Fox. Kimsenin bana öle hemen aşık olduğu falan da yoktu. Bu böle hep özlemini çektiğim birşeydi bence. Özgüveni yüksek, popi kızlardan olmadım hiç. Yanımda sıskaları gezdirdiğim için gittiğimiz ortamlarda kimse bana bakmazdı. Hep onları beğenirlerdi. Ben de mal mıymışım neymişim şöle iki çirkin taksana yanına. Ortamda dikkat çek. Hep çok eğlenceli bulmuşlardır beni deee bilirsiniz erkekler öyle eğlencene bakmaz önce bi tipine bakar gelir. Ne ikilem yaşamışım bee tipsizlikle tiplilik arası gitmiş gelmişim...

17 Mart 2014 Pazartesi

YILLARIN BANA ÖĞRETEMEDİĞİ BİRŞEY VAR!!!!

Yılların bana öğretemediği birşey var...

Öğretmek için çok çaba sarfetmesine rağmen anlamamak için direnmiş, direnen ben.

 Aslında suç bende de değil. Küçükken dinlediğimiz masallarla başladı herşey... Beyaz atlı prens gelir. Dünyalar güzeli prensesi kurtarır. İlk görüşte deli bir aşk başlar. Evlenirler ve ölene kadar mutlu yaşarlar. Küçükken beklemeye başladık biz. İlk görüşte aşık olacak beyaz atlı prensimizi. Ama prens yoktu hayatımızda, aşkta... Hiç kimse görür görmez aşık olmadı bize. Gelip kurtarmadı bizi. Küçüktük hayat o nedenle acımasızdı. 

Biraz büyümeyi beklemeliydik. Çizgi filmlerdeki yakışıklı figürlere olan aşkımızla oynadık evciliklerimizi. Onlar da hiç gelmedi. Dışarı çıktığımızda erkek çocukların hep canımızı sıkan, maç yapan, kızsın sen diye aşağılayan tavırlarından yine çizgi film kahramanlarımıza sığındık. Keşke Şeker Kız Candy ben olsaydım dedik.

Sen Micheal Night ol, bisikletimiz kara şimşek, ben de o sarışın kadın çağımız geldi.Oyunlarımızda da hep mutluyduk. Gün gelecek herşey diziler kadar, oyunlarımız kadar gerçek ve güzel olacaktı. Yakışıklı bir adam muhteşem arabasıyla bizi kurtaracak ve sonsuza kadar çok sevecekti.

Bekledik ama sabırla. Daha yeterince büyümedik galiba dedik. Hayat Ağacındaki Kyle Masters oldu yeni idolümüz. Sam' i sevdiği gibi sevecekti biri bizi. Artık prens bekelemesekte biliyorduk ki yakışıklı ve iyi kalpli bi adam bize aşık olup, bizi çok mutlu edecekti. Gördüğümüz çocukları ona benzettik hep. İlgi bekledik, aşk bekledik... Olmadı.

Ta ki Titanik filmine kadar. Zengin kız, fakir oğlan ve büyük aşk. Aslında hep aradığımız o aşktı. Biz çok güzel olalım, prensimiz çok yakışıklı olsun ve bize deliler gibi aşık olsun. Ağlayarak seyrettik filmi. Etkisinden çıkamadık uzun süre... Prenslere yeniden inandık.

Mahalledeki çocuklar da başladı mı bizi cezbetmeye... İşte !! Küçük prensesler çıkmıştı şatolarından dışarı. Hazırdık prensle karşılaşmaya. Tanıştık, bakıştık, en tutkulu aşk bu işte dedik... Bitti. Gün geldi çok ta uzun sürmeden bitti. İlk hayal kırıklığımızı yaşadık. Daha kırk gün kırk gece düğün yapacaktık. Hani evlenip sonsuza kadar mutlu olacaktık. Seyrettik. Film seyrettik, dizi seyrettik. İnanmaya olan ihtiyacımız itti bizi onları seyretmeye. Böylece o ölümsüz aşka yeniden inandık. 

Hayatımıza prensimiz, kurtarıcımız sandığımız bir kaç kişi girdi ve çıktı. Hep birşeyler götürüp, bişeyler azalttı bizden. Her seferinde hayali aşklarla tutunduk hayata. Hep bekledik, umudumuzu yitirmedik. Bunun adı umutmuydu, aptallık mıydı bilemedik... Her yeni gelene prensim dedik. İşte şimdi diye umut ettik. Sonra yine anladık beklenen prens bizi bırakıp gidince. Bazen de biz bıraktık prens olmadığını anladıklarımızı. 

Onların adı film, onların adı dizi.. Orası set onlarsa oyuncu... Neden umutlandırmaya çalışırlar insanları? Amaç nedir? Bilmezler mi herkes mutlu olmak ister, herşeyin en güzelini yaşamak ister. Bilse bile seti, oyuncuyu, oyunu... 

İşte hayat sen bana öğretemedin...

Gerçek hayatta yoktur beyaz atlı prensler ve güzel prensesler....

OPERA AREPO AŞK KŞA

Nerden bulduk, niye gittik, kim götürdü bilmiyorum amaa Opera cumartesi, pazar dershane sonraları uğrak yerimiz oldu. Biraz da deşarj alanımızmış şimdilerde bakınca. Operadan çıkınca koştur koştur eve gider, uyurduk... Gece uyanıp sabaha kadar ders çalışırdık. Hafta içleri de bu rutinde geçerdi. Okuldan gel uyu, gece uyan, Turti kahve yapsın, sabaha kadar ders çalış, arada bi fal bak, aşk meşk konuş, ümitlen:) 

Özgürlük biraz da meslek sahibi olup ayaklarının üstünde durabilmekle gelir düşüncesi üniversiteyi kazanmamızda büyük role sahipti. Yani ideallerimiz yok değildi. Ancak en büyük tutkumuz istediğimiz an, istediğimiz yerde, istediğimiz kişiyle olmaktı. Bu da ancak evden kurtularak olurdu bizim için... Ha bu arada yaş 35 hala tam olarak istediğim yerde, istediğim zaman, istediğim kişi ile olabildiğim söylenemez. Birileri bi büyü falan mı yaptı ne! Walla sağlam büyüymüş ne diyim. 

O karanlıkta nasıl gördüm onu da bilmiyorum ama aşığım deli gibi, köpek gibi, uğruna ölecek gibi. Gerçi hayatımın geneline bakacak olursak az aşık oldum dediğim kimse de olmamış hani.. Diceye olan aşkımı bir görseniz sanki beşik kertmesiyiz, sonrasında da 35 yıl birlikte olmuşuz da adam olmadan nefes alamaz hale gelmişim gibi. Gerçekten olan ise haftada iki gün bi kaç saat gördüğüm ve aramızda gülümseme harici hiçbişey olmayan bir ilişki. İlişki bile değil adı etkileşim, etkileşimim hatta :) Yeminle mahalle bakklıyla bile daha büyük aşk yaşıyorum. Yani bu yaşadığım şey aşksa bakkalı daha çok görüp daha çok muhabbet ediyorum... Abi bu kaç lira? 5 liram var bide şundan alsam. Borcum borç walla getircem gibi.

Aşkın gözü kör gerçekten. Ulan Watt orası disco-bar ve senin yaşın 18 değil ve polisler barlara baskın yaparlar ve senin gibi minnoşları alıp götürüp karakoldan ailelerini arayıp geldiklerinde deee onlara teslim ederler. Göze aldıklarıma bakacak olursak aşkta ben de köpkörüz. 

O değil de polis alsa götürse kör bi kuyuya atsa, domuz bağı yapsa mükafat olur bana. Ya Peder anaaam düşünsene adamda zaten böle bi sürekli karakoldan toplamış havaları, atarlanmak için doğmuşum ayakları. Beni ettüdde zaneden pederimi evden polis memuru Memet arar. 

"Ben polis memuru Memet. Kızınız karakolda yaşı 16 olmasına rağmen bara gitmiş. Kimlik kontrolünde tespit edildi."

Anam anam düşünmesi bile acıttı canımı. Peder kesin tüm kemiklerimi oracıkta kırar, ardından alçıya alır, kaynayınca bi daha kırar, damarlarımdan haroşe kazak örerdi. Ama işte körlük ve aşk durumu bide hepimizde olan bana bişey olmaz. 

Bir cumartesi yine dershane çıkışı buluştuk Turtiyle başladık Operaya doğru yürümeyee.. Ortamda duyulan tek sesse kalp atışım. Tüm Kızılay da yankılanıyor. Güm güm. Öle heyecanlanırdım ki pancar gibi girerdim Opera'ya. O değil utancımdan bakamazdım bile adama. Baksam da tam göremezdim karanlıktan. Ne halt yemeye ordaydım bilmiorum. Ben Adriana Lima ya Victoria's Secret defilesine çıkıyorum adamın önünde podyuma o da benim için ölüyo...

Kapıda bizim izbandut yine beklemede bizde gülücükler şirinlikler evet her ctesi olduğu gibi yine geldik bakışları. Tam kapıdan adımımı atıcam kii bizim izban elini uzattı. Aha dedim ayıcığın içine insan kaçtı galiba. Benim bir lady olduğumu anladı ve basamağa çıkmam için yardımcı olacak... Ardından kocaman bir ses "Kimlikler"....

Allah seni naapsın izban... Her ctesi gelirken iyiydi demi. Ne oldu ha nooolduuu. Tabi müşteriniz arttı bizim gibi küçüklere ihtiyacınız kalmadı. Pislik kıskanıyosun dimi sana bakmıyorum da Diceyime bakıyorum diye. Aşağıda benim çocuklarımın babası var ve sen bana kimlik diorsun... 

Çantaları karıştırmaya başladık. E ablalardan öle gördük. Büyük demek kocaman çantasında bişeylerini bir saat arayan demektir. Bak tesadüfe bulamadık kimliğimizi, evde unutmuşuz dedik. Bir kere öpsem, yemek ısmarlasam, bi bebe bisküvisi versem muzlu.. Biskrem yoktu o zaman olsa teklif eder Operaya girerdik zaten... 

Evin yolu da uzun olunca alırdık bebe bisküvisini, atardık dershane kitaplarını yere otururuduk, körüklü otobüsün en sonuna hoplaya zıplaya bi yandan geyik yapar, bi yandan bisküvi yerdik. Bir saatlik yolculuk nasıl geçer anlamazdık bile.

Ay almadı ya bizi içeriye...  Ne ağladım ne ağladım.. Küçük Emrah gibi kaşlarım düştü, yetim öksüz kaldım... En kötüsü artık evlenemeyecektim. Çocuklarımın babası aşağıda ben se yukarıda kalmıştım. Aramızda bir kaç basamak ve kocaman izban... Alacağın olsun adam inşallah sen de evlenemezsin... 

13 Mart 2014 Perşembe

ÇOK ÜZGÜNÜM BE ÇOCUK!!!

Kocaman bi boşluk... Kocaman bi üzüntü... Kocaman bi haksızlık...

Yaşamak güzel şey. Ama yaşamak... Çocuk olmak, ergen olmak, yetişkin olmak, baba olmak, dede olmak... Doya doya dolu dolu yaşamak...

Öyle küçücükken dünyadan uzaklaşınca yaşamak olmuyor işte. Onbeş yıl yetmiyor yaşadım demek için. 

Bırakmadılar ki yaşasın, büyüsün, görsün, doysun... Yaşamak nedir anlamaya vakit bulamadan göçüp gitmek zorunda bırakılmış minicik bir beden...

Çok üzgünüm be çocuk! Bırakıp gitmek zorunda kaldığın için, doyamadığın için, hayallerin gerçekleşmediği için, anneciğini hiç bitmeyecek bir acı içinde bırakıp gittiğin için çok üzgünüm...

Kim doğru, kim yanlış tartışmak anlamsız. Anlamlı olan ve bildiğim tek şey içinde kocaman ve hiç sönmeyecek bir yangın çıkmış bir anne... Bir de minicik bedeniyle yaşadığı acılara karşı koyamamış güçsüz düşmüş, tutunamamış bir çocuk...

Çocuklar öldürülmesin şeker de yiyebilsinler...

10 Mart 2014 Pazartesi

KIZ KURUSU OLUN DAHA İYİ BE!!

Evlenmek için yanıp tutuşan erkek gördünüz mü? Evet diosanız emin olun onun da anası kötü yemek yapıyodur ya da düzenli cinsel hayat peşindedir.  

Aslında evlilik erkek içindir. Annesi biraz baksın karısı da diğer kalan kısmını sonra da Allah büyük... Bi mal giderse diğer mal gelir. Aşık olur nasıl olsa birileri ya boyuma ya postuma...

İşte bu karı milleti doğuştan mal oluyo. Bebeklerine bakıp altını değiştirip, çamurdan pasta yapandan ne beklenir ki. Büyür bebeğine bakar, pasta yapar, evi temizler, işe gider, koca kahrı çeker, gıkını çıkarmaz...

Şşşş alooo bekar olan kızlar size sesleniorum. Ölün durun evlencem diye. Siz hiç evlenipte amaaan ne iyi etmişim diyen duydunuz mu! Ha duydunuz evliliğinin ilk bir senesini yaşayan kezban ve hizmetçi ruhlu kadıncıklardan.

Kapatın şu pembe panjurları, dağıtın bakiim o pembe bulutlu hayalleri. Açın kulağınızı beni iyi dinleyin.
 
Evlilik nedir bilio musunuz? El ele kol kola diz dize aşk dolu, karşımda uyusa da gaz kaçırsa keşke denen cins bişey diil. Otuzuna kadar anası bakmış elin oğluna. Yorulmuş kadıncaaz, satacak başka bi denyo arıyor. Şahsen iki erkek çocuk anası olarak ben bulsam birini şimdiden vercem. Alsın büyütsün sonra da evlenir miii evlendirir mi bilmem. Bu denyo da siz oluyosunuz gelin kızımız. Yok öle gelin melin ayak bunlar uyanın kızlaaar. Onun adı gelin diil. Oğluma benden sonra bakacak birini arıyom bize GELİN mi? Sonra da bana bakmaya bize GELİN mi? diye çeşitlenen gelme durumları.

Aşk meşk evleniosun sonra bi bakıosun hiç tanımadığın bi adamın pis donlarını, kokuşmuş çoraplarını yıkarken buluyorsun kendini pembe hayaller içinde. Hangi kitapta yazar ilk kim başlatmış bilmem amaa o tuvaleti temizlemek te sana kalıyor haberin ola.. İş bölümüymüşş hahayt güleyim bari. Benim kocam evlenince yardım eder bana da pembe hayallerin bir parçası...

Erkekler ya çalışır ya da televizyon karşısı köşe yastıklığı yapar. Sonra da iki allar pullar seni -şansın varsa direk sölemez- bide bakmışsın ki o götünü büyütürken sen dört dönüyon ortada... O çok sevgili oğluna bakıcı arayan kadın bir süre sonra da torun falan der, yaş geçior der. Halbuki amacı ben neler çektim büyütürken bu da görsün anasının nikahınıdır.  Bi bakmışsın ki iki kişinin götünü toplayamazken vıykıran bi tip ortalıkta... Daha duuuur daha dur. Senin o dört nal oldu mu sekiz nal. 

Erkek dediğin şey horoz misali kimse kusura bakmasın ama ben zikerim gerisine karışmam fıkra olmaktan ziyade kadın erkek ilişkisini hatta evliliği anlatan özlü bir sözdür. Bunu yanlışlıkla evlenmiş her kadın bilir. Zaten yanlışlık olmadan hiç bi kadın evlenmez.

Evlenmek mi istiosunuz... O zaman bokunu çıkarın hayatın. Gelen ağam giden paşam. Tüm yakışıklı erkekler sizin olsun. Görülmedik yerini bırakmayın dünyanın. Yenmedik bokunu da. Artık ütü, çamaşır hobileriniz arasına girdiğinde, kırkınıza geldiğinizde evlenirsiniz.

Çocuk mu istiosun git sperm bankasına. Aaa babasız mı büyüceeek yavruuum. Ne sandın mal! İster sperm bankasından ister bildik kişiden gelsin o sperm sen yine babasız büyütürsün çocuğu... Anne niye var sanıyosun, Allah bilmiş babanın bi boka yaramayacağını da anneyi yaratmış. 


Benden sölemesi henüz şansını kaybetmemiş bekar grup! Erkekler ikiye ayrılır: paralı- parasız. Madem ölüyosunuz evlencem diye bari paralı birini bulun da ev işlerini hizmetçi yaparken, kocanızla kırıştırdığı sırada siz Hawaii de tatilde olun...


6 Mart 2014 Perşembe

KIZIM Bİ GÜN DE ADAM GİBİ BİRİNE AZ AŞIK OL...


Liseli tayfasıyız. Hani böle montun önünü asla kapatmayan, kapşonuna annelerin vitrininde hiç kullanmadığı kristal bardak muamelesi yapan, kış günü ten rengi ince çorap giyip götü donmayan, eteğini pilesine kadar katlayan cinsten. Gerçi ben hocaların etek kontrolünden sonra hemen kısalttırmıştım. Sonra hocalar "Aç bakiim eteğinin beliniii" deyince savaşta galip gelmiş asker edasıyla belimi gösterirdim. Hoca da muhtemelen bunun annesi de fena canıımm diye düşünürdü. Ama lütfen yanlış anlaşılmasın kısalık. Hiç popom görünmedi. Merdivendeki erkek grubu en uzun etekli kızın bile bacaklarını görmeyi başarmıştı ne de olsa. Nema problema...

Gitmiş bi kafe bulmuşuz. Nerden nasıl hiç hatırlamıyorum.  İçinde de şansımıza hep hoş çocuklar. Öle paylaşmışız çocukları. Kimse de kendisininkinden başkasını beğenmemiş. Ne adaletli kızlarmışız. Genelde hep aynı kişiye beş kişi aşık olur ya aynı anda.

Çocuklar çok eğlenceliler bide. Büyük ihtimalle biz gitmeye devam edelim diye de yakın davranmalar var. E nede olsa para kazanıyorlar üstümüzden. Ama biz olaya öle bakar mıyız hiiiç. Kız kafası nasıl aşık bana, bak bak bakıyoo, ay güldüü... Sabahlara kadar fal bakmalar, kritik yapmalar, akıl almalar ve hep aynı sonuca varan konuşmalar. Bu çocuk sana kesiiin aaaşşşşıııııkkkkk. EGO ya geeeel.

Sanırım bi tek bi arkadaşımız için geçerliydi bu aşk meşk. Çünkü bi tek o arkadaş çıktı hoşlandığı çocukla. Biz küçükken piyasa manyak bi yüzük satma stratejisi geliştirmişti. Şu cam yüzükler yok mu! Neymiş efendim dilek tutup takacakmışsın kırılırsa dileğin oluyormuş. Bizde küçüğüz, dileğimiz çok, en önemlisi de bişey olsun da gerçek olsun derdindeyiz. Heryerimiz yüzük dolu. Bide şu sevdiği çocukla çıkan arkadaşın dilek yüzüğü elinde patlayınca iyiden iyiye inandık bu olaya. Benimki bi türlü çatlamayınca herhalde düzgün dileyemedim diyerek camdan aşağı fırlattım attım. Yeniden aldığım dilek yüzüğümse çok sağlam çıktı. Neler yaptım kırılsın diye de bana mısın demedi.  Biz öle bir iki sene maaal gibi baktığımızla kaldık. Ee yüzük kırılmadı ya ondan çıkamadık biz çocuklarla yoksa öldüler bizim için...

Bu arada yaş 16, bilindiği üzere disco, bar yasak, ders çalışmak evde oturmak serbest yaşı.. Sigara da satılmıyodu 18 yaşından küçüklere sözüm ona. Bu yaş olayının uygulandığı tek şey oy kullanımı ve discolara girişti sanırım. Hayır o değil sanki 18 olunca kafası çalışıyo gençlerin. 16 da aptal.
Opera... Barın adı. FM in sokağına yeni açılmış. Yeni açıldı die müşteri de toplayacak kimlik falan sordukları yok. Gerçi her girişte izbandut abi şöle bi bakış atardı "Biliorum küçüksünüz cıfırlar salak sanmayın beni sesimiz çıkmıyo diye hadi gözüm görmesin gidin kurtlarınızı dökün, birilerine bulaşıp kötü alışkanlıklar da edinmeyin!"

Evden nasıl çıkabilip barlara kadar gidebilmiş diosunuz dimiii? Dershane saolsun... Yani cumartesi günleri ders çıkışı hep etüde kalan bilinçli, zeki çocuklardık biz. Allahtan ailelerimiz de bunun tersini hiç düşünmedi. Hatta öğlen yemek yemez harçlığımızı biriktirirdik. Test kitabı fln alırdık. Zaten onunla da anca bi kola içerdik Opera da :) evet kola. Hiç sevmedim birayı. Hala da sevmem. Ben Absolute bull alayım desem üç haftalık harçlığı yatırmam gerek. En iyisi kola işte. Annem yediğim her haltı bilirdi. Yaptıklarım yüzünden bi gün kalp krizi geçirecek korkum olmasa herşeyi anlatırdım. Gün geldi öle bişey anlattım ki fenalaştı kadın zaten....

Bara girmemizin yasak olduğu bir yaşta bir bar Diceyine aşık olmanın dayanılmaz ağırlığını anlatamam sizlere.  Bi gördüm deli aşık oldum. İlk kez bu kadar aşık oldum. Gerçek aşkı buldum. Her yeni hoş çocukta yaşadığım bu çoook aşığım durumunu tabiki bunda da yaşadım. Ha ertesi gün biri çıksa gelse ona da çoook aşık olurdum. Kişilik özelliğim çoook aşık olmak.

Bizim kızlara göre koca götlü çim adam olsada bana dünyadaki en yakışıklı beyaz atlı prens gibi gelirdi hep. Turti hariç pek disco seven yoktu çevremde. Ama sırf ben Diceyimi göreyim diye kusa kusa gelirlerdi benimle. Tek ve en büyük nedenim Diceyim olsa da dans etmeyi de çok severdim. Bide Turtiyle ortak dans figürlerimiz fln vardı. Pistin ortasına geçip onları yapardık. Millete sükse olurdu ya da olmazdı. Biz bi halt zannederdik kendimizi. Bide böle gidip oturduğumuz masa fix. Diceyimin kabininin yanı. Olurda biri bizden önce gelmiş ve oturmuş olursa dünyam kararırdı. Diceyim bana aşık mıydıııı? Hiç sanmıyorum. Ama o naparsa hep üstüme alınırdım. Saolsun arkadaşlarda gaz verirdi. Hani şu kitaplarımın her yerinde adı yazan şahsiyet bu. Annemin silmek için cebelleştiği. Bi ara da ona yazdıklarımı buldum. Allahım yaa her aşık olduğunda bu kadar çoook mu aşık olur insan:)