Öğretmek için çok çaba sarfetmesine rağmen anlamamak için direnmiş, direnen ben.
Aslında suç bende de değil. Küçükken dinlediğimiz masallarla başladı herşey... Beyaz atlı prens gelir. Dünyalar güzeli prensesi kurtarır. İlk görüşte deli bir aşk başlar. Evlenirler ve ölene kadar mutlu yaşarlar. Küçükken beklemeye başladık biz. İlk görüşte aşık olacak beyaz atlı prensimizi. Ama prens yoktu hayatımızda, aşkta... Hiç kimse görür görmez aşık olmadı bize. Gelip kurtarmadı bizi. Küçüktük hayat o nedenle acımasızdı.
Biraz büyümeyi beklemeliydik. Çizgi filmlerdeki yakışıklı figürlere olan aşkımızla oynadık evciliklerimizi. Onlar da hiç gelmedi. Dışarı çıktığımızda erkek çocukların hep canımızı sıkan, maç yapan, kızsın sen diye aşağılayan tavırlarından yine çizgi film kahramanlarımıza sığındık. Keşke Şeker Kız Candy ben olsaydım dedik.
Sen Micheal Night ol, bisikletimiz kara şimşek, ben de o sarışın kadın çağımız geldi.Oyunlarımızda da hep mutluyduk. Gün gelecek herşey diziler kadar, oyunlarımız kadar gerçek ve güzel olacaktı. Yakışıklı bir adam muhteşem arabasıyla bizi kurtaracak ve sonsuza kadar çok sevecekti.
Bekledik ama sabırla. Daha yeterince büyümedik galiba dedik. Hayat Ağacındaki Kyle Masters oldu yeni idolümüz. Sam' i sevdiği gibi sevecekti biri bizi. Artık prens bekelemesekte biliyorduk ki yakışıklı ve iyi kalpli bi adam bize aşık olup, bizi çok mutlu edecekti. Gördüğümüz çocukları ona benzettik hep. İlgi bekledik, aşk bekledik... Olmadı.
Ta ki Titanik filmine kadar. Zengin kız, fakir oğlan ve büyük aşk. Aslında hep aradığımız o aşktı. Biz çok güzel olalım, prensimiz çok yakışıklı olsun ve bize deliler gibi aşık olsun. Ağlayarak seyrettik filmi. Etkisinden çıkamadık uzun süre... Prenslere yeniden inandık.
Mahalledeki çocuklar da başladı mı bizi cezbetmeye... İşte !! Küçük prensesler çıkmıştı şatolarından dışarı. Hazırdık prensle karşılaşmaya. Tanıştık, bakıştık, en tutkulu aşk bu işte dedik... Bitti. Gün geldi çok ta uzun sürmeden bitti. İlk hayal kırıklığımızı yaşadık. Daha kırk gün kırk gece düğün yapacaktık. Hani evlenip sonsuza kadar mutlu olacaktık. Seyrettik. Film seyrettik, dizi seyrettik. İnanmaya olan ihtiyacımız itti bizi onları seyretmeye. Böylece o ölümsüz aşka yeniden inandık.
Hayatımıza prensimiz, kurtarıcımız sandığımız bir kaç kişi girdi ve çıktı. Hep birşeyler götürüp, bişeyler azalttı bizden. Her seferinde hayali aşklarla tutunduk hayata. Hep bekledik, umudumuzu yitirmedik. Bunun adı umutmuydu, aptallık mıydı bilemedik... Her yeni gelene prensim dedik. İşte şimdi diye umut ettik. Sonra yine anladık beklenen prens bizi bırakıp gidince. Bazen de biz bıraktık prens olmadığını anladıklarımızı.
Onların adı film, onların adı dizi.. Orası set onlarsa oyuncu... Neden umutlandırmaya çalışırlar insanları? Amaç nedir? Bilmezler mi herkes mutlu olmak ister, herşeyin en güzelini yaşamak ister. Bilse bile seti, oyuncuyu, oyunu...
İşte hayat sen bana öğretemedin...
Gerçek hayatta yoktur beyaz atlı prensler ve güzel prensesler....

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder