17 Aralık 2014 Çarşamba

KUŞADASI MACERASI volume 2

Hani çocukluğumuza inmeye çalışıyor ya psikologlar benimkine inmeye çalışmalarına gerek yok. Ben ellerinden tutup kendim indiririm onları. Otuzbeş yaşıma gelmişim hala unutmadığım ne çok şey var. Balık hafızalı olmama rağmen. Arıza bi tip olmamın nedeni de bu bence. 17 yaşında mayo macerası yaşamış bir kızın psikolojisi ne kadar düzgün olabilir ki?!? Hep anlatılırdı bize ama böle çocuk doğurup beyninin bir kısmını ona vermiş teyzelerde olurdu böyle şeyler. Genç kızların başına gelmezdi sanki. Neyse bu mayo macerası Onurla aramızdaki herşeyin bitmesine neden oldu. Yani çocuk korktu mu utandı mı bilmem de benimle bi daha hiç konuşmadı. Kesin korktu canıııımmmm. Günaydın dan öte bir muhabbetimiz olmadı. Aman neyseki ben sitedeki o kızla tanışmış bulundum. Bu saatten sonra Onur benle konuşmasa nolacak diye düşünürken bir yandan da çocuğu ne kadar çok sahiplendiğini farkettim. Market önü muhabbette bir kızla ben kıskançlıktan kurudum kaldım yani. Hatta sonralarında öğrendim sevgili olmuşlar. Onca günü başbaşa geçirdik hiiç yanaşmadı bana. Çok mu çikinim?!? Ama Onuru çok sık görmeyince de, gözden ırak gönülden ırak durumları gerçekleşti. Yeni maceralara yelken açmak için geç kaldım bile düşüncesi beni benden almadı değil. Allah'tan bizim ev sitenin tam çıkışında yani kim bir yere gitmeye kalksa bizim ordan geçiyor. Ben de mahallenin muhtarı misali sürekli kapı önünde oturuyorum. Bir iki gün sonra bu yeni tanıştığım kız denize giderken beni de çağırdı. Yok mok biraz naza çektim ama içim koştu yüzmeye başladı bile. Neyse Allah'tan kız da ısrarcı çıktı da gidebildim denize. Kız hoş vücudu daha da hoş. Ben yanında yuvarlanarak yürüyorum o narin narin salınıyor. Üff bak yine zayıf bi kız buldum kendime ki ben çok şişman durayım diye... Sohbet muhabbet benden bir yaş küçük olduğunu öğrenmekle beraber oldukça kalabalık bir arkadaş grubu olduğunu da öğrenmiş oldum. Allah hem de kızlı erkekli deymeyin keyfime.. Ya bakmayın böyle konuştuğuma ortama girene kadar kasılırım ben ama sonra da vazgeçilmez ortam insanı olmakta üstüme yoktur. Ama öle herkesin aşık olduğu Pelin gibi değilde eğlenceli, şaklaban, palyaço aman ne diyorum kapatalım muhabbeti kendimden tiksiniciiim. 
Sahile gittik diğer herkesle tanıştık. Ay kızların hepsi aynı tornadan çıkmış gibi. İncecik vücutlar düzgün bacaklar. Her konuda 1-0 öndeler. Bacaklarım yamuk, vücudum incecik değil! Çekinik çekinik takılıyorum yanlarında. Saolsunlar onlarda kaynak tipler. Girdik denize tüm kızlar birer yunus ben deniz anası. Dalıp dalıp çıkıyorlar, serbest stil, kurbağalama, kelebek yok yok walla. Hepsi doğuştan yüzücü sanki. Tabi çocğunluğunun yazlığı var ve muhtemelen üç ay burda hergün denizdeler, e bide küçüklükten beri geldiklerini düşünürsek gibi istatistik hesaplamaları bırakıp ben de dalayım dedim. Ama korkuyorum da olmayan karızmayı sıfırlamak var. Ya herru ya merru dedim. Hooop. Daldım mıı düştüm müü boğuldum mu bilemedim. Bildiğim tek şey çevremde bir tusunami etkisi yarattığım. E tabi cüsse heybetli olunca etkisi de büyük oluyor. Sonra çaktırmadan kalktım. Hiç bozuntuya vermeden yüzümdeki deniz suyunu temizledim. Ay bi baktım bi çocuk çok tatlı çok yakışıklı herşeyin en çoğu ama tam da seçemiyorum. Bi gözümü açıyorum çok yakışıklı diğerini açıyorum çok çirkin. Allah Allah rüyada mıyım falan derken bir farkettim ki lensimin birini denize düşürmüşüm. Hayır yaa olamaz şimdi bu kadar geriden gelen sükseme bir de gözlük takarak Çirkin Betty tiplemesi eklenmeeez. Çocuk yakışıklı mı değil mi karar veremedim tam görememem nedeniyle. Asıl büyük problemle başbaşaydım. Sahilde oturduğumuz yeri nasıl görüp bulacağım. Hıh tamam şemsiye vardı böyle gökkuşağı gibi ondan bulurum dedim ve sahile döndüm. Çoğu şemsiyenin aynı olmasıyla hayal kırıklığına uğradım. Allahım yaa kimin ahını aldım da bu balina vücudumla tüm sahili turlamak zorunda bıraktın beni. Ben ki denizden çıkar çıkmaz yangından kaçarcasına sevgilimmiş gibi havlusuna koşan ve sarılan kız. Gel gör ki şimdi yürüyeceğim çıplak çıplak... Bu Deniz'de ne gıcıktır anlamam ki. Girdiğin yerin bir kilometre ötesinden hem de dümdüz yürümene rağmen nasıl çıkarsın?!? Yakışıklıyı kaçırdığıma mı yanayım, dalmaya çalışırken ki tusunamiye mi yoksa körlüğe mi ha bi de tabi az sonra tüm sahilin bakışlarına maruz kalacağım düşüncesi daha da beter.
Neyse çıktım sahile yürüyüş yapıyor ayaklarına yatarak yürümeye başladım. Bir de güneş gözümü alıyomuş gibi lens olmayanı kısarak çevreyi kolaçan ediyorum. Renkli şemsiye renkli şemsiye ya ben burdan az önce de geçmedim mi derken sanırım sahilde 3 tur attım. Cezam üçe katlandı. En sonunda birinin bana seslenmesiyle yerimizi buldum. Kızları gördüm ama meşhur şemsiye yok. Meğersem kızlar güneşlenmek için şemsiyeyi kapatmış. Bir de kar yağarsa herşey tam olacak...

24 Kasım 2014 Pazartesi

KUŞADASI MACERASI volume 1

Benim babam deniz sevmez. Hiç bir zaman da sevmedi. Varsa yoksa dağ havası, oksijen, börtü böcek... Saolsun bencillik duygusu çok geliştiği için de götürmedi bizi denize, tatile.. Amcam, halam denize yakın yerlerde yaşıyorlar. Onların yanına gittiğimiz tatillerin dışında deniz görmedim ben. Ay çok acıklı oldu ağlayacağım şimdi. Bu nedenle ya da bir önceki yaşantımda balık olduğum için acayip bir deniz aşkım vardı. Hala da öyle. Deniz'in içinde saatlerce hiçbirşey yapmadan durabilirim. Bunları neden mi söylüyorum? Kuşadası'na gidebilme fikrinin benim için ne ifade ettiğini anlatabilmek açısından... Düşünsenize tam tamına üç ay kocaman üç ay denizin yakınında olmak, yüzmek hayalini bile edemeyeceğim birşeydi. 
Ama bu "düş"ün acabalara neden olan yönleri de vardı. Yaşayacaklarım keşke bu acabalar kadar güzel olsaydı :)
Bir sitede ev kiraladık. Her ne kadar insan canlısı, aranan ortam insanı olsam da yeni bir yere gitmek yeni insanlara kaynaşmak hep kabusum olmuştu. Böylesi zamanlarda bir küçük kardeş özlemim depreşmiyor değil. En azından sahilin ortasında sap gibi takılmaktansa varlığının pek bir faydasını çoğu zaman görmediğiniz bir küçük kardeş kurtarıcı olabilirdi. Ama yok işte napalım. 
Benim üç ablam var. Abla gibi abla çünkü ben tekne kazıntısıyım. Aramızdaki yaş farkı pek çok. En küçük ablam bir üşütme sonrası kalbiyle ilgili problem olduğunu öğrendi. Tam da bizim bu Kuşadası macerasının üstüne ameliyat olması gereği ortaya çıktı. Çok tedirgin ediciydi. Bir o kadar da düşündürücü çok sevgili annem şu an yanımızda olsa da onun ameliyatı için Ankara'ya dönmek durumunda kalacaktı. Ayy düşünmesi bile kabus ben ve babam baş başa... Neyse kötü düşünme kötü olmasın avunmalarıyla mutluluk içinde takılmaya çalışırken sap gibi ortada olduğumu farkettim. 
Annem alerjileri dolayısıyla denize girmez, girse babam alerji yapar zaten o da ayrı konu. Babamda baba işte denize gidip saatlerce takılmaz. Sanki çok sıcaklamışta serinlemek için gelmiş gibi davranır.  Babamla sabahları denize gitmeye başladık. Tam emekli tadında. Sabahın köründe sırf denize girebilmek için uyanıyorum. Babamla iki kulaç hooop evdeyiz. Bir hafta böyle geçti. 
Sonrasında da evde oturdum hep. Bakılıyorum sağa sola kızlar erkekler gruplar ama nasıl olacakta katılacağım onlara. Ne diyim ay ben geldim, yalnızım, beni aranıza alın mı?!?
Sonunda bitişik yazlığa birileri geldi. Benim yaşlarıma yakın bir oğlan çocuğu da var. Bide minik kardeş. Çocuk fena değil. Gideri var yani. Aman olmasa nolur böle sap gibi emekli tatili yapmaktan iyidir. Dee nasıl tanışcaz. Abinin kalbine giden yol kardeşten geçer mantığıyla hareket etmenin çok doğru olacağına karar verdim. Hem böylece babamın da dikkatini çekmeyecek bir taktik olurdu. Yani şöyle bir düşününce o çocukla arkadaşlık yapmama ne kadar sıcak bakardı bilemedim. Tabi adam da haklı ben Adriana Lima her erkek te potansiyel Tecavüzcü Coşkun... 
Küçük kardeşe yakınlaşma planları kurmaya başladım. Saolsun annem de pek sosyaldir. Teyzeye günaydınlaşmalar falan derken, biz minnakla arkadaş olduk. Ama bir üst levele atlayıp abiye yanaşamadık. Nereye kadar bahçede kovalamaya ya da top oynayabilirim ki!  Her gün mayomu giyip bunların denize gidiş saatlerini gözlemeye başladım. Onlar evden çıkar çıkmaz. Günaydııın teyzeciim ne tesadüf ben de denize ay minnoşum da mı denize gidiyormuş, hadi beraber oynarız ayaklarıylaa ortam yapmaya başladım. Adı neydi unuttum ama abiyle de kaynaşmaya başladık. Gündüzleri sahil akşam üstleri bisiklet turları derken baya bi sıkı fıkı olduk. Aman arkadaşım canım. Bişi yok yani aramızda. Onun sayesinde hafiften site sakinleriyle de kaynaşmaya başladık. Bisiklet turları sırasında.. Ama işte bildiğin yazlık burası herkes üç aylığına gelmiyor ki!! Bu çocuk gitmeden daha çok çevre yapmalıyım düşüncesi çoğu zamanımı dolduruyordu. Yapmaz olaydım diyorum şimdilerde..
Bi gün yine biz denizdeyiz bi baktım benim çocuk aman Onur olsun adı. Birileriyle muhabbette hem de bizim siteden. Hemen onlara katılmalıyım diyorum ama sahile de baya uzağım. Boğuluyor gibi debelenirken Onuuur Onuuur diye bağırmaya başladım. Sonunda sesimi duydu ama bana bakmasıyla arkasını dönmesi bir oldu. Yanındaki çocuklar da kıkırdıyo. Aaaaa hasbama bak hele noluyor yav.. Bir yandan bağırıp bir yandan hoplayıp bir yandan da el sallamaya devam ediyorum ama Onur da tık yok. Derken bir kızın bana doğru yanaştığını farkettim. Bu kim yaa tanıyormuyum, Onur sevgili mi yaptı kız bana dalmaya geliyor herhalde derken, " Mayon açılmış" sesiyle beynimden vurulmuşsa döndüm.. Bi baktım ki benim mayo yok... Göbeğime kadar inmiş benim haberim yok... Hayır memelerde küçük olsa anlayacağım da nasıl anlamaz insan ağzının dibinde hoplayan karpuzları... Her genç kızın başına gelen cins yerin dibinin ötesine girebilir miyimki diye düşündüren durum. Hem de sadece 17 yaşındayım. Hemen suya dalıp kendimi toparladım. Kıza teşekkür ederken siteden olduğunu da öğrendim. Her şer de bi hayır varmış güzel laf ta böle olmasa iyiydi sanki. Üff Evren beni yine yanlış anladın....

19 Ağustos 2014 Salı

SON BAKIŞTAKİ O GÖZLER KALDI AKLIMIZDA

Sonra malum üniversite sınavı. Sınav sonrası hem muhteşem hem de üzücü bir haber beni bekliyordu. Peder Kuşadasında bir ev tutmaya karar verdi. Malum kendisi hekim. Hem tatil yapacağız hem de doktorculuk oynayacağız. Bu habere inanılmaz sevinirken diceyimden üç ay ayrı kalma fikri beni benden aldı. 
Ama bendeki deniz tutkusu bin tane Diceye bedel olduğu için sevincim ağır bastı. Ama son bi Kimlik macerası yaşamadan şurdan şuraya gidemezdim. Muhteşem bi macera da yaşamadım değil. 
Süslendik püslendik. İşin kötü tarafı dershane de yok evden nasıl kaçacağımıza dair fikrimiz de e sınav da bitti. Üç gün düşündük naapcaz diye Turtiyle ama nafile çözüm yok. Cumartesi günü öle sabahtan kalktık kukuman kuşu gibi takılıyoruz evde. Peder de evde.. Bir yerlere de gitmez ki adam ev kedisi. Bir av merakı var o da genelde ya sabahtan olur ya da gece. Saat olmuş 11. Bizimkinde tık yok. Annemi dürttüm kız anne arkadaşlarla buluşcaz bir sor şu kocana ava mava gitmiyor mu. Şimdi tabi allahın unuttuğu yerde oturunca insan ben bi ekmek alıp geleyim deyip taa Kızılay'a gidemiyor. Annem ağız aradı yok benim canım istemedi gitmiycem demesin mi. Haydaa ulen adam haftalardır dershane var ve sen avdasın. Bugün benim çıkmam lazım sen evdesin. Ne bahtsızlık yaa seviorum şu lafı
Çöle gitsem ütü bulurum
Voltranı oluştursak götü olurum...Siyah eşofmanları mı giyip yas tutma moduna geçecekken evin telefonu çaldı. Babamın arkadaşı arıyor. Ayak üstü hatim indirdim bir yerlere gitsin diye. Alllaaaaah adam çanta hazırlıyo. Hemen mutfağa koştum su içicem ayağına ava mı baba dedim. Neden soruyorsun sen de mi gelcen dedi. Babam işte kova burcu bildim bileli böle bi ukalalık abidesi. Ben babanı hep şu olayla anlatırım.
Bir gün Turtiler havuza gidecek ailecek. İlla sen de gel diyor kendisi sanki pederi tanımazmış gibi. Yok kızım git eceline mi susadım falan desem de kar etmedi. İlla pederden bi kaç laf duyacak. Israrla babamdan izin alabileceğini söyledi. Geldi bize babam mahkeme duvarı gibi oturuyo salonda. Bizim Turti de bir şirin bi şirin anlatamam.
Amcacıım babam bizi havuza götürecek Watt da gelebilir mii? Dedi
Babam:Hayır dedi
Turti: Ama nedeeeen
Babam: Bana bir soru sordun bir cevap istedin ben de Hayır dedim. Diyerek lafı gediğine oturttu. Gel de başka birşey söyle adamın karşısında yiyosa :) 
Neyse işte babam böle türünün son örneği bir tip. Yok canım ne avı ölesine merak işte dedim. Evet gidiyoruz diyince nerdeyse adamın çantasını hazırlayıp kucağımda aşağı taşıyabilecek kadar adrenalin salgıladım.
Emin de olamadım hemen anneme koşup anne nereye gidiomuş ne kadar gidiomuş bi öğren şeklinde ah bu anneler olmasa. Annem hep der sen büyüyene kadar yalan kabuğu bağladım diye. Ooohhh süper hem de yatılı gidiyorlarmış. İstediğimiz kadar takılabileceğiz Kimlikte..
Peder çıkar çıkmaz süslenmeye başladık. Sanki o erkekten bozma kısacık saçlarımla neye benzemeyi umut ediyorsam. Ama harbi çok yakışıklıydım. Bi ara bi lise mezuniyet fotoğrafımı görmeniz lazım. 

Annemin sakın geç kalmayın tembihleri arasında rujumuzu da sürdük. Bir saatlik şehirler arası yolculuğumuz sonunda Kimliğe vardık. Herşey yolunda gitti kimlik problemi yaşamadan kendimizi Dj kabininin önünde bulduk. Yuh ne nasıl yani Diceyim yok. Kabinde bi tip. Hayır yaaa hayır dedim... Turtiyle göz göze geldiğimizde ben şırkılaraktan ağlamaya başlamıştım bile... Gören görmeyen de bir yakınımı falan kaybettim zanneder. Turti bana peçete almaya gitti. Salyam sümüğüm silinsin diye.
Başım kollarım arasında oturduğum yerde kalakaldım. Turti seslenene kadar. Kafamı bir kaldırdım ki elinde peçeteyle Turti yanında da beyaz atlı prensim şaşkın gözlerle bana bakıyor. Hemen peçeteyi alıp salyamı sümüğümü sildim. Orda öylece sümkürme seslerimi dinleyerek bana bakakaldı. Belli ki bir açıklama bekliyordu. Hiç birşey söyleyemedim. Ayağa kalktım ellerini bana uzattı. Kendine doğru çekti sımsıkı sarıldı. Tamam dedim kesin anladı ve kesin aşık bana. Ama neden hiçbişey söylemiyor. Hiç bişey sormadı. Bende hiç konuşmadım. O gün hiç dans etmedim. Sadece oturduğum yerden öylece Diceyimi kestim. Tüm yılı toplasan o günkü kadar çok göz göze gelmemişizdir. Hiç çekmedim bakışlarımı gözlerinden. Bi ara böle napıyoruz biz gülüşmeleri de katıldı bakışlarımıza. O gün altı saat kaldık Kimlikte. Turti kolumdan çekiştire çekiştire zorla götürdü beni eve. Kimlikte çıkarken yine gözlerim Diceyimde anladı gideceğimizi. Aşk dolu gözlerinin yanına eline kondurduğu öpücü attı bana. Havada yakaladım. Çok aşıktım çok. Ben bu adamsız üç ay nasıl geçireceğimi bilemeden Kuşadası macerası için hazırlanmaya başladım.

15 Ağustos 2014 Cuma

HERKESE AŞIKMIŞIM YA BEN

Ey aşk sen ne güzel bir duygusun... İnsanın içini ısıtan, tazeleyen... Tamam tamam bazen de bunalıma sokan.. Bazen miii :)
Koskoca bir yıl geçti. Okul- dershane- ev- kimlik- fm beşgeninde. Bu arada lise mezuniyet programları, balo hazırlıkları... Ha zannetmeyin ki benim gibi aşk aşk diye dolanan bi tip lisede kimselere aşık olmadı. Hangisi tutarsa dedim galiba, hiç biri tutmadı :) Sınıfta çok hoşuma giden bir çocuk vardı. Belkide tam birbirimize göreydik ama hiç tam anlamıyla bir yakınlaşma yaşamadık. O kadar aynıydık ki sınıfta İngilizce yazılısında telefonu açınca nedersiniz sorusuna "Alo" cevabını sadece ikimiz vermek suretiyle hiç puan alamamıştık. Yani sınıfta bi ikimiz maldık. Böle Hakan Peker'i andıran bi tipi vardı. Mandalına kabuğu yerdi, aptal saptal hareketler yapardı. Ama yinede çok tatlıydı. Bide beden dersi sonrası ıslak saçları, dikilmiş gömlek yakası ve parfümüyle acayip yakışıklı olurdu. Montumu hep onunkinin yanına asardım kokusu siner belki diye. Sonra nasıl oldu hatırlamıyorum ama bunun arkadaş grubundan bizim sınıftan bir kızla aramız bozuldu yanına yanaşamaz olduk. Var olmayan yakınlığımız uzaklığa dönüştü. Ha konuşmasına konuşuyorduk ama öle kaale alınacak bir muhabbetimiz olamadı. Tabiki illaki üstüme alındığım bir sürü şey olmuştur daaa ben hatırlamıyorum şimdi. E bendeki Ego kimselerde yok biliosunuz. 

Aklıma ne geldi bunları anlatırken; ortaokulda bir çocuktan her zamanki gibi çok hoşlanıyorum. Bizim sınıfta kendisi de. Birgün geldi bana "Bi kız var diğer sınıflardan ondan çok hoşlanıyorum ama teklif edemiyorum sen konuşur musun?" dedi. Tamam dedim. Ama nasıl bozuldum var yaa. Sanki özellikle gibi. Gitsene oğlum sınıfta kız mı bitti. Başkasından iste. Neymiş hoşlanıyomuş sevgili olacakmış. Pis.İki gün düşündüm naapcam diye. Hayır kıza gitsem söylesem ya kızda bundan hoşlsnıyorsa. Benden hoşlanıp sevgili olabilme ihtilmalimiz yalan olacak. Zaman kazanmam lazım dedim. Benim ne muhteşem bir varlık olduğumu görmesi lazım. Perde inmiş lan bunun gözüne. O kızda ne öle Allahın çirkini. Tabiki kız çirkin falan değildi. Sonra çocuğa konuştum ama onun hoşlandığı başka biri varmış dedim. Yıllar sonra öğrendim kii çocuk bi ara gidip kızla konuşmuş ve benim kıza hiçbişey söylemediğimi öğrenmiş. Sevgili olmuşlar...Çok fenaydım da hani. Bi ara ilkokul aşkımı da anlatmak isterim... 

Sonra sonra ne mi oldu mandalina kabuğu yiyen yakışıklıyla aramızda? Ya şimdilerde bakıyorum da bu benim aşk meşk ilişkilerinde bi arıza durum varmış. Tabiki aramızda hiçbişey olmadı. Ben öle çocuğu kestiğimle, kokladığımla, gördüğümle kaldım. Amaa durun çok önemli bişey oldu. En sonunda da çoook iyi arkadaşım dostum dediğim tiple çıktı. Aslında bu kız arızalıydı sanki. Çünkü biz ortaokulda 5 kızdık. Aralarından su sızmayan cins. İlk mensurasyonumuzu bile ilk kez birbirimize söylemiştik. O denli sıkı fıkıydık yani. Bu kız ortaokulda hepimizin çook hoşlanıyorum, aşığım, ölüyoruuum dediği çocukla hiçbirini atlamadan tek tek sevgili oldu. Ha pardon birimizinki başka şehirdeydi. Bi ara düşünmedik değil acaba gidip onu da bulmuşmudur diye. Hatta hepimizin aaaa nasıl yani diyeceğimiz sevgiliyle öpüşme kısmını da halletmişti. Biz daha kıçımızı tam silemezken parklar bahçeler ondan soruluyordu. Sonra da yol verdik zaten kendisine... Kötü bir koç kızı hatırası. 

Bu yakışıklıdan ümidi kesince başka tiplere asılmadık değil. Ay allahım yazdıkça aklıma bir başkası bir başkası daha geliyor. İşte bunlar hep yokluk. Ama yani o Porcheli çocuktan hiç hoşlanmamıştım. Eveeet Çankaya Lisesinde okudum ben. Yani düz lise kısmı ZZ lerle doluydu. Yani zengin züppeler. Yani küçücükken okula lüks arabalarla gelen tiplerle. Ben nerde kenarda köşede ucube zor, onlara aşık olmayı tercih ediyordum. Sonra da soruyordum kendime niye sevgilim yok benim diye. Salak adam gibi birine aşık oldun da olmadı mı?

Neyse en son bi çocuğa takılıyorum. Bu arada diğerlerinden de vazgeçmiş değilim. Takma adı Böcekti çocuğun. Yani bizim kızlar koydu ismi. Bence Diceyimi andırdığı için asılıyodum ben ona, bizim kızlara göre çocuk böceğe benziyordu. Kütüphanenin yolunu aşındırma nedenimdi. Orda oturur hem ders çalışır hem bakışırdık. Ondan ötesi de sınıf kapılarında bakışmaktan öte gitmedi zaten. Ben çocuğun içine düşecek gibi bakınırken o utangaç bakışlar sallardı bizim sınıfa doğru. Belki de benden hiç hoşlanmadı kim bilir!

 İlk mezuniyet ve ilk mezuniyet balosu. Eee tabiki mezuniyet balosuna bir partner gerekiyordu. Bendeki özgüven ego her ne haltsa dedi ki, bu böcek senle çok ilgileniyor ama çekiniyor senden, git sen söyle baloya gidelim diye. Bir haftalık bir hazırlık sonrasında sıkıştırdım çocuğu bir kenara. Sen bir hafta prova yap Allahın böceğinin cevaba gel, ben baloya gitmeyeceğim. Salak. Leh dedi illallah demedi. Eeeh elin böceğine ısrar edecek değilim ya. Nasıl bozulup çaresiz kaldığımı şimdi size anlatıp ikinci bir travma yaşamaya hiç niyetim yok millet. Ben de baloya gitmemeye karar verdim. Ve öyle de oldu :)))

Bu arada biz Turti ile farklı liselerde okuyoruz. Aman beee kırkta yılda bi liseden mezun oluyoruz baloya da gidemiyoruz. Bu ne yaa falan diye söylenirken ben, Turti "Sen de bizim mezuniyet partiye gelirsin" dedi.
Hem de nerde bilio musunuz!! Yaşı büyükler anca siz bilirsiniz. Kuğulu Parkın karşısında 777 Air Port Disco vardı. Anlaşıldığı üzre artık yok. Tabiki kabul ettim hemen. Turti ben ve can dostlar- Miss and Mrs Brown- gitmeye karar verdik partiye. 

Parti gündüz saatlerinde olacağı için çok problem olmadı gitmek. Süslendik püslendik. Bu arada şöle bi sıkıntım vardı benim. Tüm arkadaşlarım Turti hariç -kutsal bakire- öpüşmüştü birileriyle. Evet yanlış duymadınız bi ben kimseyle öpüşmemiştim. Problemin büyüklüğüne gel. E yani napiim sevgilim olduda öpmedik mi. Sanki olunca pek kolay öptüm ya o da ayrı mevzuuu. Bu partide birini bulup öpüşmeye karar verdim. Hem karanlık öle öğrendik ya gece öpüşülür gece sevişilir. Yani gece dışarıya çıkmamıza izin verilmemesinin başka ne gibi bir nedeni olabilirdi ki?!? Şansıma şöle yakışıklı bi tip düşer inşallah diye dualar fallar. Yok yok bu sefer hacı hoca konusuna hiç girmedik ya herru ya merru. 

Gittik partiye kocaman kalabalık kapkaranlık bir ortam. Allahım süper yaa kesin öpüşürüm ben biriyle derken şöle bi bakındım herkes çift çift. Ya yine mi yaa bu kadar da olmazki herkesin sevgilis mi var şimdi. Ulen bi yecüc mecüc bi bişey bulsun beni artık diye dizlerime kapandım. Kızlarda beni dürtüklüyo noluyo falan diye. Amaaan be bi gidin başımdan ben kesin açılmadam iade olucam diye delleneceğim sırada önümüzde dans eden bi çocuk dikkatimi çekti. Kıvırcık saçlarını arkaya doğru jöleyle yapıştırmış dudaklar köfte gülünce gözleri kısık kısık pek yakışıklı. Herhalde o güne kadar dikkatimi çeken en yakışıklı çocuktu. Yok yok bu seferki gerçekten de yakışıklı kavramını açıklar nitelikteydi  Meğersem kızlar da bu çocuğu bana göstermek için beni dürtüyorlarmış. Kızlardan da onay geldi. Gel gör ki ben nasıl yanaşıcam bu çocuğa. Bakmayın böle anlattığıma nasıl kıvranıyorum utancımdan. Bin kişiden hoşlan öpüşme gel sen hiç tanımadığın bi çocukla öpüşme fantazileri kur. Neyse sonunda biz Turtiyle dans etmeye başladık bunların yanında. Sanki Allah tarafından gönderilmiş gibi çocuk ta önümüzde dans ediyor. Arkadaşının şapkasını falan alıp takıyor başına. Aha dedim fırsat git bişey söle. Ben ki kezbanın dibi aşkından öldüğüm Diceyimle bile iki laf konuşamamış şahsiyet eğildim çocuğun kulağına "Takma o şapkayı sen böyle çok daha yakışıklısın" dedim ve yerin dibi ne kelime mağmayı gördüm. Çocuk gülümsüyor ama ben bakamıyorum ki. Naaptım ben yaa diyorum içimden. Naapsın bu çocuk benim kadar yakışıklı bir kızı. Özgüven konusundaki gelgitlerim de takdire şayan yani.

 Hala unutmam üstümdeki kıyafeti. Krem kazak, mavi krem kareli envelop etek, krem çorap, kahverengi önden ipli uzun bir çizme. Kısa saçlarımı ve şişe dibi gözlüklerimi hiiç söz konusu etmiyorum. Neden bu kadar unutulmaz bi gün olduğunu daha sonra anlayacaksınız. Şansım yaver gitti ve çocuk benimle ilgilendi. Sonra biz bu çocukla biraz yakınlaştık dans falan ettik. Oryantal yarışması oldu. Zorla beni de soktu. Ayy nasıl varoş bir durum kendimden iğrendim resmen. Göt baş salla millet seni seyretsin. Hayır göt baş iyi olsa neyse yani. Ha ha tabi tabi birinci geldim. Ama çocuğun gönlünün birincisi. Öle söledi yani benim de yağlarım eridi. Kesin bu da beni kestirdi gözüne götürcek... Ama nasıl tatlı bu çocuğu öpmiycem de kimi öpücem dedim. Sonra böle kuytu köşe bir merdivene oturduk. Sohbet muhabbet kızlar kaş göz yapıyo hadi diye. Ama nerdeee çocuk yanaşıyo ben kaçıyorum. Çok mu merak ettiniz ne oldu diye. Hemen anlatayım kocaman bir hiçbişey! Öpüşemedim. O da saolsun ısrar etmedi. Telefonlarımızı alıp ayrıldık. Ama var yaa ben bu çocuktan çok hoşlandım. Hatta aşık olmuş bile olabilirim. Evet evet çok aşığım çok....




30 Temmuz 2014 Çarşamba

MUSKA

Okul kimliği ile yaş büyütme numarası bizi bayaa bi götürdü Kimliğe. İzban da tanıdı bizi son zamanlarda "Hoşgeldiniz bayanlar.." diye karşılar oldu. Diceyim kah bana baktı, kah beni kesti, kah kıza güldü, kah dj kabini karardı öpüşüyolar mı lan,yolarım ben o kızı, kah kız üstünü başını topladı kesin bişey varlarla geçti günlerimiz. Taaki gün gelip te İzban okul kimliğiyle giriş yapamazsınız diyene kadar. Şaka mısın kardeşim bilmem kaç aydır giriyoruz biz buraya desekte kar etmedi. Bu arada bu 16-18 yaş arası sanki 3 yılda bir yaş büyüyormuşum gibi uzun geldi bana. Günün birinde yine Kimliğe giremeden FM de aldık soluğu... Üzüntüyle karışık çaresizlik yeni bir yöntem geliştirmemize neden oldu. Bu icatların neden ve nasıl yapıldığını daha iyi anlar duruma geldik resmen. Bu yaratıcılığımızı daha faydalı alanlara kullansaydık şu anda bir markanın patentli sahibi olarak Miami sahillerindeki villalarımızın kirasını topluyor olabilirdik sanırım.
Yeni yöntem akla zarar bişeydi. Kullanmamız gereken şey nüfus cüzdanıydı. Başka çaremiz yoktu ama ne yapacaktık ki. Üstünde düzeltme falan da olmaz. Fotoğrafımızı bantlasak.. Yok be hemen anlaşılıyo. Acaba kendi fotoğrafımızla yeniden mi presletsek. Yok kıza lazım olunca ne yapacak. Hem presleyen adam mal mı nooluyoz demez mi. Üff pres makinası satın alsak... Sahte nüfus cüzdanı üretmeye kadar fantaziler kurduk. Renkli fotokopi falan. Sonunda nerden nasıl geldi aklımıza bilmem, 18 ine girmiş arkadaşın nüfus cüzdanını aldık. Kendi resmimizi onunkinin üstüne koyup nüfus cüzdanını strech filmle kapladık. İlk denemeler biraz başarısız olsa da kendimizi zamanla geliştirdik. Sonuç muhteşemdi. Biz bile anlayamıyorduk farkı.
Yine bir cumartesi hatim indirmek suretiyle Kimlik kapısında elimde nüfus cüzdanımlaydım. Acaba ben dua limitimi oralarda mı tükettim. Şimdi bazen bişeye dua edince olmuyor. Hayırlı değilmiş diye avutmak zorunda kalıyorum kendimi! İzban sıkılmış olacak ki kimlik incelemekten şöle bi bakıp geçin dedi... Bu yöntem bizi 18 ine kadar idare etti. Hatta sölemesi ayıptır bir polis baskınından bile yırttık... Yinede zaman değişti denemeye kalkmayın derim :)
Uzunca bir süre devam etti bizim bu Kimlik maceramız. Amacımız hep Diceyimle gelecekle bağlantılı bir ilişki yaşayabilme umuduydu. Saolsun Turtim hiç yalnız bırakmadı beni. Hiç birgün söylenmedi bile. 
Bir doğum günü kutlamamı da Kimlikte yaptım. Bana bir kaset hediye edip öpmüştü. Tatlı kız sana yazıyordu kasette. İçinde ne şarkı mı vardır? Ay ne olacak disko, çıstakçıstak.. Bende hayal ettim aşk şarkıları dolu bir kaset ama maaalesef olmadı. Sürekli o kaseti dinleyip yanağımı sevdim. Yüzümü uzunca bir süre yıkamadım. Lifle siliyordum yüzümü. Bir ara kirden renk farkı bile oluşmuştu o derece yaniii. Ama ne bir sohbet, ne bir mektup, ne bir duman sadece gülücükler içeren bişiler yaşadık. Amca oğlumla bile daha aşksal bişeyler vardı aramızda... Birlikte oturma aşkı, sohbet aşkı, eğlenme aşkı...
Herşeye rağmen mutlu olsam da umutlu bekleyişimi güzel sonlandırmak için neler yapabileceğimi de düşünmüyor değildim. Mini etek her zaman işe yaramıyomuş yani. Bi gün kızın birinden bi hikaye dinledik... Kızın biri bi çocuğa aşık olmuş ama çocukta tık yok sonra ona muska yaptırmış sonra evlenmişler. Anam dedim tam benlik bir durum. Benim olsun da nasıl olursa olsun dedim. Muska büyüyle kendine bağlamak biraz bozar gibi oldu ama sonra dedim ki adam zaten aşık sana sadece açılamıyor. İşini kolaylaştıralım bari... Ah Watt ah hep bi avuntu buluyordun ya. Nasıl bir egoymuş anlamadım gitti.
Hemen Turtiye anlattım olanı biteni. Dedim yürü kız büyü yaptırmaya gidioruz. Adresi falan da bulduk. Hiç bilmediğimiz bir semtte kendisi. Ya herru ya merru düştük yola. Evi bulmamız akşamı buldu. Kimseye de soramıyoruz. Hoca Fatmanın evi nere diye. Ayaklarımıza kara sular inmeye yakın böle pis eski püskü müstakil bir eve geldik. Her ne kadar hevesli olsakta korkmuyor değildik yani. Cin musallatı, böbrek mafyası, beyaz kadın ticareti gerçi biz buğday tenliydik hatta Turti esmerdi. Ne fantaziler kurduk yol boyu anlatamam. Evde biri bizi kesse kimsenin haberi olmazdı yani. Klasik müstakil ev kapısı tül gerilmiş sinek girmesin diye. Kapıya doğru kafamızı uzatmamızla tülün hızla açılması bir oldu. İlk kalp krizini orada geçirdikten sonra kızın biri bizi bir odaya götürdü. Önümüzde de sırada bekleyen iki kişi var. İkisi de yaşça büyük teyzeler yalnız birinin yanında ben yaşlarda bir kız var. Yerler halı, öle köşe takımı ve koltuk falan yok tabe. Divan, somya, sedir gibi siz yaş grubunun pek te bilmicee oturum alanları var odada. Turtiyle oturduk ortalığı incelioruz. Bir yandan da yandaki teyzeleri dinliyoruz. 
"Bilion muu gıııız cinleri vamış gadının. Şunceezin gısmetini de bi açıvese... Evde galdı. Gız kurusu oldu yassık."
Cinleri miii? Turtiyle göz göze geldik. Altına etmek üzere olan bir çift bakış. Bilirsiniz küçüklüğümüz cin hikayeleriyle geçmiştir çoğumuzun. Yok cin kıza musallat olmuş kimseyle evlenmesine izin vermemiş falan. Töbe töbe bide beğenirse cin bizi ya yapışır kalırsa. Dicey micey derken cin min sevgili olmasın bize!  Yok canım Turti dururken bana bakmaz cin. O daha güzel diip içsel avunmamı yaşadım.
Bu arada evde kalmış kız kurusu konusu, biz sevgili yapmaya çalışırken evde kalmış kız kurusu olacak yaşa gelmiş olmamızla yüz yüze kalınca biraz bozulduk tabe. Ay hayır yani o kız evlenecek yaşı geçtiyse biz de geçtik. Acaba direk evlenme büyüsü mü yaptırsam diye düşünmedim değil. Bu arada teyzeler bizimle konuşmaya çalıştı. Ama hiç açık vermedik. Okul için kalem okutcaz dedik. Okuyup molcanız dedi. Kendi kızı evlendirecek ya bize de taktı manyak. Hep duymuştuk hoca bekleme sırasında konuşturur dinletir sonra da sana aynısını söyler diye.Sıra bize geldi. O kızce geldi aldı bizi başka bir odaya götürdü. 
Gayet loş ve kasvetli bir oda içinde şişmanca bi teyze bizi karşıladı. Oturun kızlar dedi. Karşısına geçtik oturduk. Duvarlarda arapça yazılı tablolar. Teyzemin elinde fasülyemsi bişiler. Bi tas su falan derken. Kadın bana baktı ve sen kime aşıksın bakayım dedi. Kitlendik tabii. Salağız ya sanki dünyada kimse aşık değil de bir ben aşığım onu da kadın bildi. Kem küm ettim. Elindeki fasülyeleri savurdu. Onun da gönlü sende dedi. Bu çalışıyo sen okuyon diye ekledi. Aha dedik bildi kesin iyi falcı bu. Elimizdeki dershane defterleri bizim muhasebeci olduğumuz anlamına geliyordu ya.  Sonra bi kaç bişey derken teyze ne dese beğenirsin. Bana gülüyorlar. İşiniz olacak. Bi dakka yaa kim gülüyor dedik. Arkanızdaki cinlerim demesin mii. Turtiyke altımıza sıçıp yapıştık minderlere. Hayır döncem bakcam korkumdan bakamıyorum arkama. Tam bu sırada ışıklar kesildi. Turtiyle birbirimize sarıldık çığlık çığlığa bağırıyoruz. Kız elinde mumla geldi. Teyze bizi sakinleştirmeye çalışıyor ama ya arkamızdaki cinler nolacak.. Neyse bi kaç dakka içinde ışıklar geldi. Derdimizi anlattık teyzeme bi kağıda bişiler yazdı. Şimdiye göre karalama o zamana göre en sağlam büyü, al bunu git bu akşam yatsı ezanından sonra bir kova suyun içine koy o suyla yıkan, sevdiğin seni görünce gözleri yıkanacak sana olan sevdasını daha rahat görecek perdeler ineceeek dedi. Gün doğmadan yıkanmış olmalısın diye ekledi.  Var olan tüm paramızı teyzeye bayılıp yola koyulduk. 
Trenle döncez eve başka şansımız yok. Paramız yok. Saolsun bizim trende bi gün çalışsa on gün tehir yapardı. Bekle bekle tren gelmez. Bir anons tren 30' sonra gelecek. O değil yatsı ezanını kaçırcas. Neyse dedik bugün bi şekilde yıkancaz. 
Tren geldi zaman geçmek bilmedi sonunda eve geldik. Tam o sırada yatsı ezanı okundu. Hadi şanlıyız yakaladık derkeeen  anne ben çok terledim hemen yıkancam deyip kadının ağzına lafı tıkıp banyoya koştum. Tıssss sular kesik... Bi daha bi daha denedim. Yok fıss tısss. Banyoda iki saat bekledim sular gelmedi. Su arızayı aradım 30' gelecek arıza var dedi. 
Hayır tencerede su ısıtsam annemin de dikkatini çekecek. Hiç mi terli kalmadın diye. Bide biliosunuz ki geçmiş zaman insanları sadece halvet olunca yıkanırmış o da var. Hay allahım yaa bunun yıkanılmayan cinsi yokmuydu. Banyoda suyu beklerken uyuyakalmışım. Gözümü açtığımda şırıl şırıl su akıyordu ama maalesef çoktan sabah olmuştu. Giden paramamı vaktime mi büyüyü yapamadığıma mı diceyimin gözündeki perdeyi açamayışıma mı yanayım hiç bilemedim....

2 Haziran 2014 Pazartesi

AHLAK ZABITASI

Burkulan bilek numarası dünyanın en mutlu kızı olmamı sağlamıştı. Hmm sanırım o güne kadar hiç bir erkek bana o kadar ilgi göstermemişti. Ay yok durun yaaa. Gördüm hem de iki kez hem de nasıl bi ilgi. Ömrümce unutamam yani. 

Ben ilkokula giderken bi çocuk vardı. Böle tam çingene tipli bişey. Epesmer. O bana aşıktı. Tenefüste yanımdan geçerken aşk türküleri söylerdi. Evet cnm aşk türküsü yanlış duymadın yane. Süt dağıtım projesinin başladığı dönemler. Suç örgütünün ele başı müdürdü. Sütü dağıtması için bu çocuğu çağırırdı. İkinci sıradaki elebaşı ise bağrıma bastığım sınıf öğretmenimdi. Koynumda yılan taşımışım bilmeden ah ahhh. Bu sınıfa her geldiğinde;
" Senin sesin çok güzel hadi bize bir şarkı söyle" derdi.
Yani sen ilkokul bebesisin demi mini mini kuş söyle, köpek uçmak istemiş söyle... Yok bizimki bir başlardı yanık sesiyle Küçük Emrah kaşlarıyla aşk türkülerine hem de gözümün içine baka baka. İçim çekilirdi yerin dibine girerdim. Tüm sınıfta bildiği için çocuğun aşkını kıkır kırkır gülerdi. Onun ilgisini atlamayalım. Çocuk her geldiğinde bana şarkı söylerdi yani.

Sonra benim yıldızım çok düşük. Biri bişey dese hemen bi yerime bişey yaparım. Muhteşem güzelliğimden değil yaw yıldızım düşük işte. Lisedeyim okuldan çıkmış eve dönüyorum. Saç baş dağılmış. Gömlek bi tarafta hırka bi tarafta. Çanta desen ağırlıktan popoma çarpıp duruyor. Çekiciliğim full üstümde yani. Tam Sıhhiye civarına yanaşıyorum ki bi ses duydum;
" Sen ne güzel şeysin öyle"
Duymamla yere yapışmam bir oldu. Kıç baş dağıldı. Çorap parçalandı, iki dizim de kan revan. Hayır o değilde yani yıldız mıldız ben üstüme alınsam da sen bak şu tipime nasıl alınırsın bunu üstüne... Nasıl nazar olursun! 
Ay geldi bide amca yanıma, çok pardon benim yüzümden oldu, yardım edeyim size, demesin mi!
" Gerizekalıııı sen hem bana nazar et hem de gel yardım et. Defol git yanımdan" dedim. Kanayan dizlerimin,  yırtık çorabımın, iyice dağılmış saçımın, tozlanan üstümün başımın arttırdığı seksilikle eve gittim. Eh o amca da ilgilenmişti benimle bir erkek olarak.

Yani bu ilgilerden en hoşuma giden tabiki Diceyimdi. O günkü yakınlaşma bana baya bi gitti desem yalan olmaz... Tamam ya yalanla dolanla, zorla morla. Adam tuttumu bileğimi baktı mı gözlerime sen ondan haber ver. Yani bana göre yakınlaşma olan şey belki de ona göre sosyal sorumluluk projesinin bir parçasıydı. Hani düşene bir tekme de sen vurma gibi. Ha bu yorumu şimdi yapıyorum o zaman içinse o da bana deli gibi aşık demişimdir muhtemelen...

Her zamanki yerimizi kapmamız zor olmadı. Dicey kabininin yanı. Adamın yandan popo profilini görmek bana ne katardı hiç anlamış değilim. Kapkaranlık bir ortamda görmeye çalıştığın bir gölgeyle yaşanan aşk. Aaa niye öyle diosun bileğimi iyileştirdi o. 

Uzun zamandır kurtlandığımız gerçeği deli gibi dans etmemize neden oldu. Tabi bir ara benimki gelip "Bileğin iyileşti galiba" deyince farkettim deli gibi tepindiğimi. Ne bileği diyecek gibi oldum, söylemesi ayıp balık hafızayımdır da, sonra toparladım. Umarım anlamamıştır diye baya bi dua etmedim diil. 

Neyse Kimliğe gelen yaşça bizden biraz büyük bi çocuk vardı. Arada karşılaşır selamlaşırdık. Çok muhabbetimiz yoktu, hatta hiç muhabbetimiz yoktu sanki. Ayy dur hakkını yemeyeyim bi gün bize iyilik ötesi bişey yapmıştı. Anlatıyorum hemen. 

Yüksel caddesinde hala var olan bir cafe vardı. Yemek için gittiğimiz mekanlardan biriydi kendisi. Bir de meşhur kedisi vardı. Turti çok severdi o kediyi. Kedi sarı bişeydi. Hastalıklıydı galiba. Ağzından kulağına, bacağına, yanağına doğru hep bir salyayla gezerdi. Hani şu cebine zincir takan çocuklar gibi. Hep masaların altında gezerdi. Yemek artıklarını yerdi. Bazen de birileri acır yemeğini paylaşırdı. Benimse kankamdı kendisi. Öyle bir işin içine girmiştik ki ikimiz akla zarar. Turti bunu ilk gördüğünde bi midesi bulandı, bi yiyemedi. Tabiki ben yedim dönerinin kalanını. O günden sonra doymayacağımı anladığım her gün Turtiye kediyi gösterir oldum. Ehuehu Turti kediyi görünce iştahı kapanır, Turtinin yemeğini kediyle ben paylaşırdım. Kedi de bu işbirliğini anlamış olacak ki Turti yemeğini yarıladığında ortaya çıkardı. Sonuç olarak Turti hep zayıf kaldı. Kediyle ben ise duba. 

Yine günlerden bir gün yemeğe gittik. Paramız da çok yok hani. Ucu ucuna yedik bişeyler. Kalkmamız lazım geç kalıyoruz eve. Bekle bekle garson gelmedi. Hadi kalk yolda görür öderiz dedim Turtiye. Sonra biz kalktık. Alt kata indik, dışarı doğru yöneldik. Hiç bir garsonla karşılaşamadık. Bak Allahın işine deyip çıktık gittik. Ay nasıl da mutluyuz. Az olan paramız da bize kaldı diye. Tam kakada kikidi yürürken, Turti lönk diye durdu. "Atkımı unutmuşum!!" Demekki napacakmışsın öle bak Allahın işine deyip çekip gitmeyecek mişsin... Hayır o değil kafeyede dönemeyiz. Şimdi olsa bırak kızım yenisini alırız derdim ama o zaman öyle değil. Oturduk Yüksel caddesine ne halt yiyeceğimizi düşünüyoruz. Sonra bu büyük abi geldi yanımıza. Yavşak yavşak naber kızlaaar? Seni Allah gönderdi dedik. Tabi hesabı ödemedik kaçtık demedik. Hemen uydurmasyon bir senaryo yazdık. 
"İçerde bi kaç çocuk bize asıldı. Bizde kavga ettik. Şimdi içeri giremeyiz ama atkımız içerde kaldı!" Dedik
Hep mi "erkek" erkekler bulur bizi yaa. Bu bi dayılandı. Sanki abim. Kim o asılanlar gösterin bana, asarım, keserim... Haydaaaa sana mı düştü lan bizim namus bekçiliğimiz. Sen akıllı bi çocuk ol ve söyleneni yap. Yok anacım yok illa dövecek. Hayır git şu masayı döv desek dövecek. Git döv herkesi döv ama bizden o kafeye girmemizi isteme. Neyse sonunda ikna oldu. Atkının düştüğü masayı tarif ettik. Aldı geldi. Altın bulmuş gibi olduk varyaa. Neyse bu seferlik sizin için affettim ama bi dahakine dalacağım dedi. Bizde tamam tamam söz, dal.. Dedik ve uzaklaştık.
İşte böle bi iyilik yaptı bize bilmeden. Gerçi benim hayatımda şöle bi manyaklık var 5₺ bulsam yolda 1500₺ kaybederim. Zaten bu olaydan sonra da aynı caddede cep telefonum çalındı. Yani benim salaklığımdı ama olsun. Sen şeffaf çantanın ön gözüne telefonunu koyar kalabalıkta dolanırsan biri kolayca alıveriri işte. O günden beri hiç böle şeyler olmadı ama bi maceram daha var kii sonra anlatarım onu da. 
Evet bu arkadaş geldi Kimliğe. Başladı dans etmeye. Sonra baktım bana doğru yanaşıyor dans ederken. Hem de böyle sapık sapık dans ediyor. Kenara çekileyim desem kenar yok. Kimlik tıklım tıkış. Hani arkadaşız biz gülüşü de atıyorum adama. Ama yok yanaşıyo habire, az sonra öpüşces yani istemsiz o kadar sıkışık ki ortam. Ya da zatı muhterem direk becermek amaçlı yanaşıyodu bana tam bilemedim. Tam da bu sırada Dj kabininden bir ses yükseldi;  "Oğluuum bi baksana bana sen..." Çocuk gülümseyerek benden uzaklaşıp kabine gitti. Geliyorum güzelim sen üstüne rahat bişiler giy buzlu viski hazırla der gibi. Viski içmem hatta içki sevmem, üstüme rahat bişey giysem o da ayıcıklı pijamalarım olur. Allahıım bişey yap bu çocuk beni yiyecek. Ay hiç öyle yırtık bi tip olmadım ki ben. Ben hep aşk kadını pembe hayaller falan. Adamın biri bana sarılsa naparım onu bile bilmiyorum o derece yani. Diceyimle bişey konuştular ve çocuk birdaha hiç yanıma gelip dans etmedi. Ay resmen 15 saat doğum sancısı çekip doğuran kadın kadar rahatladım. Ayyy canım Diceyim. Kesin o benim uzak dur dedi. Ay tabi ben seninim başkası olamaz asla...
Sonra bir ses yine kabinden ve bana dikilmiş iki göz yine kabinden.
" İçinizde bana göz koyan varsa şunu bilsin ki ben Kimliğe aşığım...." Haydaaa sevinem mi üzülem mi bilemedim. Şimdi çocuğa bişey dedi. Beni elinden kurtardı. Dedim hah aşık bana tam göbek havasına döncem ben Kimliğe aşığım ne demek lan. Hayır öle bir kız ismi de olamaz. Bide gözümün içine baka baka söledi pislik. Bayılırım zaten böyle duygu durum değişmelerine ben. Yani şimdi bile bakınca ahlak zabıtası değilse herhalde bizi korumak ona düşmedi, hoşlanmalı bir durumlar var diyor insan amma velakiin sonra olanlara bakınca da demekki ahlak zabıtasıymış diorsun. 

13 Mayıs 2014 Salı

KIZ AYAĞI KOKAR MI BE!!

Kesin öldüm cennete düştüm. Yok lan ben cennete gidemem herhalde. Baksana heryerim yalan kabuğu bağlı. Sayılmaz bunlar beyaz yalanlar. Ama baksanıza Dicey karşımda bana elini uzatmış, tatlı tatlı gülümsüyor. Kendine gel Watt salak gibi düştün adamın önüne adam dalga gaçmemek için kendini zor tutuyor. Refleks olarak da kaldırmaya çalışıyor. Evet yaa biz niye düşene güleriz acaba?!?

Bir el bana doğru uzanırken, güneş gibi göz alıcı bir gülümseme de vardı yüzünde. Gözlerim kamaştı. Diceyim beni yerden kaldırmaya çalışıyor sanırım. Ayy nasıl özlemişim yaa... Elimi tuttu, kalbim yerimden fırladı. Sanırım bundan sonraki her gelişimde düşeceğim bu merdivenlerden. Başka türlü de el ele tutuşacağımız yok sanki...

" Bişeyin yok dimi, iyi misin?"dedi. Muhteşem sesiyle...
İyi ne kelime yahu kalp krizi geçirmiş olsam, ölsem yeniden dirilirim ben bu anda. Domuz gibiyim. Bu aşk ne manyak bişey. Acını, sıkıntını, derdini herşeyi unutturur insana. 

Ne saçmalamayın! Herhalde ki iyiyim demedim. Haftalar sonra aşkıma kavuşmuşum. Yollar mıyım onu hemen yanımdan..
Adamın eline sülük gibi yapışmış bir modda,
"Ahh bileğim çok fenaa " diye işveli cilveli bir konuşma yaptım. Hani Türk filmlerindeki Hülya Koçyiğit gibi.
Oturdum merdivenlere. Bu sefer o kapandı ayaklarıma. Adamın yüzüne bile bakamazken bu kadar yakınlaşma kalbimin bir durmasına, sonra pıt diye yeniden çalışmasına neden oldu. 
" Durun, kıpırdamayın, bir bakayım bileğinize!"
Allahım bileğimi mi tutacak, umarım ayaklarım kokmuyordur! Ya kokuyorsa cips gibi. 

Ya evet öyle de bir sorunumuz var. Bizimkiler çok erkek çocuk istemiş yani babaannem. Üç abladan sonra ben tekne kazıntısı olarak yine yeniden kız olarak dünyaya gelmişim. Ama anneme sorarsanız bi tek pipim yok. Çok istedik sonunda erkek gibi bir kızımız oldu der. Eeee erkek kızın da kokar ayağı dimi. Bu bana Allahın bir cezası. Benim kadar kötü koku tribi olan, kötü koku duysa kusayazan bir kızın ayağının kokmasıda ayrı bir ironi... Evet evet okuyanınız var mı bilmem ama hayal gücümün muhteşemliği de işin içine dahil olunca "Koku" kitabını okuyamamıştım. O kadar fena yani. Ay yeminlen iğrendim kendimden. Kavgacılık, deli cesareti, ayak kokusu, bıyıklar ( abartmayalım canım her kızda olduğu kadar), çapkınlık gibi meziyetlerim gerçekten sadece pipim olmadığını gösterir cinstendi. Ama aşk ve etek söz konusu ise kız ötesiydim. 

Tam eğilecek... "Bi dakka "dedim. " Sanırım biraz buz olsa hiç fena olmaz." Turti atladı. "Ben getiririm" diye. Sözüm ona bizi yalnız bırakacak. Kızım bu yalnızlık hayrıma değil. Adam eğilip ayak kokumu duyarsa benden uzaklaşmak için dünyanın bir ucuna gider yeminlen. Tabi yıllardır beraber yediğimiz, içtiğimiz, uyduduğumuz gerçeği Turtinin bu kokuyu benimsemesine benim bir parçam gibi görmesine neden olmuştu. Ya Turti iyisin güzelsin hoşsun da bazen de fazla düşüncelisin canııım. Ay ne desem de Turtiyi göndermesem diye düşünmem bi kaç saniyemi aldı. "Turti dur sen gitme çantamda ağrı kesici olacak bi ona bak çok ağrım var" dedim. Yalan külliyen yalan. Ben öyle bildiğiniz cinsten çantasında krem, ıslak mendil, peçete, makyaj malzemesi vb olan kızlardan hiçbir zaman olamadım. 

Sevgili Diceyim atladı. "Tabi tabi siz durun ben alır gelirim hemen..." Ay Allahtan centilmen de hani. Yoksa napardım.

 Bu koşar koşmaz ben önce Turtiyi dürttüm. Kızım manyak mısın adam ayağımı tutacak. Ya kokuyorsa. Sonra hemen bi kontrol olayına girdik. Koku kontrolü. Aman Allahım yok böle bi koku. Cips haltetmiş. Kedi ölüsü... Turti bayılacak gibi oldu. Neyseki kokunun keskinliği onu kendine getirdi. 

Naaapcaz yaa derken. Koşarak tuvalete gittim. Hemen ayağımı bol sabunla yıkadım. Lavaboda ayak yıkamaya çalışmakta ayrı bir eziyet. Midenle bağırsakların yer değiştiriyor resmen. Yoksa kalbinle mesanen mi demeliyim. Yıkadım, yıkadım, kokladım. Yok olmadı bi daha yıkadım.. Ay geçmiyor koku. Allahım olur mu böyle baht yaa. Haftalardır görme aşkını, adam elini tutsun sana bakacak olsun senin ayağın koksun. Yok böle bi dünyaaa. Acaba ayağımı mı kessem. Hastanede benimle kalır belki. Hem baya bi yakınlaşmış oluruz. Derkeeen gözüme tuvaletteki çamaşır suyu çarptı. Ayağımı kesmeme gerek kalmamsına da sevindim bi yandan. Aldım hemen döktüm ayağıma. Ohh mis gibi temizlik kokuyor artık. Yok yaw biraz fazla mı döktüm ne iğrenç yoğun kokuyor. Olsun olsun ayak kokusundan iyidir. Hemen koşarak merdivene döndüm. 
Turti:
" Naaptın lan tuvaleti mi temizledin. Bu çamaşır suyu kokusu da ne?"
Allahım yaaa ayak kokusundan iyidir mal...
Tam ben oturdum Diceyim elinde bir torba buzla geldi.
"Biraz geciktim ama bizim burda buz kalmamış. Yan kafeden buldum.."dedi.
Kesin aşık bana bak taaa yan kafeye gitmiş buz bulmak için. Tam ayağımı uzatıcam. Bu zorla diğer ayağıma sarılmasın mı. Ay dedim dur o ayağımda bişey yok. Tutturdu eminim az önce bu ayağını tutuyordun, acından hangi ayağın olduğunu karıştırdın galiba, diye. "Dur kıpırdama buz koyacağım. Çıkar şu ayakkabını koy bakiim ayağını bacağıma. Hıh şöyleee." demesiyle başlamadan herşeyin biteceği gerçeği beni benden aldı. 

Bi deprem, sel bi felaket Allahım bişey yap beni kurtar. Yoksa ya Diceyim kokudan ölecek ya da beni sonsuza kadar bırakacak. Gık mık derken zorla ayakkabımı çıkardı. Biri çamaşır suyu biri kedi ölüsü kokan iki ayak. Yerin dibine girdim. Ordan izliyorum olup biteni. 

Bizimkinde hiç tepki yok. Hasta mı lan burnu mu tıkalı, koku sinirleri mi harap olmuş. Ya da şu anda tüm sinirleri köreldi, şimdiye kadar ölmeliydi derken.

"Ayy kusura bakmayın. Yeni temizlendi sanırım tuvalet ya da temizlik aşamasında. O nedenle böyle iğrenç kokuyor ortalık. Ben hemen şimdi görevliye haber veririm. Şu buzu biraz tutayım da" dedi. 

İşte yaa iştee bu adam benim kocam olmalı. Hiç bir zaman ayaklarımın kedi ölüsü gibi kokacağına ihtimal vermeyeceği için hep tuvalet zannedecek muhteşem erkek...

Yüzyıl ayağımda buz, gözlerim gözlerinde kalabilirdim. O öyle buzu bileğime tuttu, nasıl olduğumu sordu, uzun zamandır gelmediğimizi söyledi, bişeyler konuştu. Bense çoktaan bulutların üstüne çıkıp, pembe panjurlu evimizin bahçesine gitmiştim bile...

P.S: Aklınızda ayağı kokan kız olarak kalmayayım gebertirim hepinizi haaa....

5 Mayıs 2014 Pazartesi

18

Kafamızı derslere yorsak daha mı başka olurduk diyeceğim ama ne okul yaşantısı ne de üniversite sınavı herhangi bir yaratıcılık gerektirmediği için birşey değişmezdi herhalde.. Zaten kafada kavak yelleri varken anlamak öğrenmek zor bişey. Tabi istisnalar yok değildi. Bizim lisede bi kız vardı. İnek ne kelime bi kız. Bigün ona seni markette gördük dedik. Üzerinde mor bi kazak vardı. Kız bir hafta düşündü de bulamadı. Zaten bizim gördüğümüz de şu çikolatanın ineğiydi. O hiç anlamadı biz de hiç bir açıklama yapmadık. 

Gelelim yeni kimliklerimizle Kimlik maceramıza... O değil herşey hazır mükemmel dee bu kapıdaki izban muhtemelen biliyor bizim küçük olduğumuzu nasıl olacak... Ya anlarsa.. Anlarsa napar? Bizi şikayet mi eder polise.. Ay Watt yaa git kütüphane görevlisine aşık ol, tüm kitapları okuyalım. Ne bileyim tezgahtar çocuğa aşık ol dükkanın kapısında yatalım, tüm kıyafetleri deneyelim. Diceye aşık olunur mu yaaa. Onu bunu bilmem de riske atamayacak kadar etkili bir yöntemimiz var. Eğer anlaşılırsa değil iki yıl sittin sene giremeyiz Kimliğe... 

Bir sürü fal baktık yine. Ama o günde Turtinin babasının bizi bi sevesi tuttu. Habire yanımıza geldi geldi gitti. Adamın içine mi doğdu anlamadık. Fal aç baba gelsin ders notlarını üstüne kapat, aç topla yeniden aç. Ne çile çektik o gün yaa. Neyseki hepsi açık çıktı.. Demekki bir problem çıkmayacak diye avutup kendimizi heyecanımızı doruklarda yaşamaya başladık. Ne mallık ne küçüklük ne güzel zamanlar yaa fallara göre yaşa mutlu ol.  Heyecandan öldüm öldüm dirildim. Demek isterdim ki yemelerden içmelerden kesildim ama bu heyecan, mutluluk, üzüntü, hayal kırıklığı kısacası her duygu bende bir iştah açma potansiyeline sahip. Bir iki kilo aldım rahat o hafta... 

Cumartesi geldi dayandı. Tabi cuma akşamını bitirmemiz baya zaman aldı. Niye olcak! Hatunların genetik kodlamasındaki problem durum. Yaaa şimdi ben ne giyceeeem... Evde var olan tüm kıyafetlerin binbeşyüz kombinasyonunu giydim çıkardım. Yanarım da ilk giydiğim kıyafete karar verdim ona yanarım. Neyseki bu hareket bi yarım kilo zayıflattı muhtemelen beni. 

Dershane bitti ben Kimliğin yolunu tuttum. Turtiyle de sokak girişinde buluşuruz diye sözleştik. Yol boyunca elimde okul kimliğim evirdim çevirdim sağdan baktım soldan baktım. Ay sanki anlaşılıyor mu ne. İyi de muhtemelen sen yaptığın için öyle geliyor Watt. Allahın İzbandutu nerden düşünsün bunu. Yani böyle birşeyi ancak senin gibi aptal aşıklar yapar. Köşede beklemeye başladım Turtiyi. Göz ucuyla da Kimliğin girişini kolaçan ediyorum. Bakıyorum bakıyorum İzban ortalarda yok. Allahın sevgili kulu muyuz yoksa. Bak işte gördün dua edince olur. İzban gelmeyecek kapıda durmayacak bizde kimlik kabusu yaşamayacağız. Ay Turtiii hadi çabuk hazır ortalık müsaitken sıvışalım içeri. Derken Turti göründü uzaktan. Dayanamadım bağırdım " Kızıııım koşsanaaaa" Turti aval aval bakınmak suretiyle koşmaya başladı. Öle bizde birbirimizin sözünü de dinleriz sorgusuz sualsiz. 
" Noldu kız neden koştum, nereye yetişiyoruz?" Bin soru sıraladı. " Hadi hadi izban yok sıvışalım Kimliğe" dedim. İkimiz birden hızlı adımlarla yürümeye başladık. Yüzümde bir gülümseme. Şeytanın bacağını kırdık mutluluğu veee....
İzbancığıma yeni bir yer hazırlamışlar kapının tam girişinde. Sanki az sonra Cumhurbaşkanlığı defterini imzalayacak edasıyla kürsüsünde dikiliyor. Hayır yaaa! Üf be yaa hani şans hani şeytan hani kırık bacak. Yine de çaktırmamaya çalışarak bir iki adım attık. Ama İzbana hiiç bakmıyoruz. Çok önemli bişeyden konuşuyormuş gibi fısır fısır yürümeye çalışıyoruz. Yine o çok sevdiğimiz ses durmamıza neden oldu.
" Bayanlar kimlikler lütfen"
Hem bayan de hem kimlik sor gıcık. Büyüğüz işte büyüdük tam da 18 olduk..
Çantamızı açtık.. Dualar eşliğinde sanki kimliği arıyormuş ayaklarına yatıp yoğurt çorbası misali karıştırmaya başladık. İzban da sanki böyle bir sırıtma var gibi geldi. O an için istediğim tek şey Diceyi görmek değil İzbanı göt etmekti. Al sana kimlik hemde 18 yaşındaki birine ait. Sonunda kimliği aldım elime ve İzbana uzattım. Ömrümden ömür gitti var yaa...
Aldı eline nasıl inceliyor anlatamam. Aha dedik yedik ayvayı anladı. Mal falan dedik ama çook zeki çıktı. Biz de kendimizi zeki sanırdık. Yine yeniden başa döndük. Nerdeyse ağlıycam, göz yaşım böylee kirpiğimin ucunda.. Vee İzban konuştu...
" Ooo süper 18 olmuşuz. Artık sık sık görürüz sizi buralarda."
Ayy canım beniiiim, aptalım, salağım, hastanım. Azıcık zeki olsan ben ne halt yerdim. Sarılsam öpsem mi. Ay yerim ben bunu yaaa..
"Evet sonunda, emin olun her hafta burada olacağız" dedim.
Sıra Turtideydi. Bunu da atlattık mı okey. Allahım Turti arıyor tarıyor kimlik yok. Hayır evde mi unuttun diyorum. Yok kızım yaa çantamdaydı falan derken kimlik montunun cebinden çıktı. Bizimkisi yine başladı incelemeye. Lütfeen bişey olmasın yaa diye dua ederken kimliği Turtiye uzattı ve o muhteşem söz ağzından çıktı. 
" Buyrun iyi eğlenceler"
" Vuhuuuu diye çığlık atmamak için kendimi zor tuttum. Kimliğin girişi restorantımsı. Bir alt katı canlı müzik alanı, en aşağısı da disco bar. Koşarak merdivenleri inmeye başladım. Koşarak mı dedim. Ay çok pardon uçarak demek istedim. Kelebekler gibi şen. Evet gerçekten uçabildiğimi de görmüş oldum zaten hem de beş basamak birden. Kafamı kaldırıp baktığımda Diceyin ayaklarının dibinde 2,80 yatıyordum. 


22 Nisan 2014 Salı

AşK İçİn AşK

      Tembel, hayal gücü yüksek, zor durumda kalmış insanlar yaratıcıdır. Ben yaratıcı mıyım? Evet. Peki hangi kategoriye giriyorum? Zor durumda kalmış insan... 

      Conq dan sonra kendimi toplamam zor olmadı. Neden mi? Neden olacak canım Diceyim vardı zaten benim. Yine başladım kendimce bok atmaya. Zaten şişmanı, poposu kocamandı. İşi gücü yoktu. Sabah akşam kafe beklenmez ki canım. Hem yaşıda büyüktü... Derken ben yine başladım Dicey diye tutunmaya. Komplo teorileri üretmeye. Napip nedip girmeliydik Kimliğe. Turtiyle ders aralarında çözüm yolları üretmeye çalışıyorduk. Hatta bi ara Turti kendini feda edip acaba izbandutla sevgili falan mı olsam bile dedi. Düşünsene hem Kimliğe rahatça girerdik, hem de olası bir polis baskınından yırtardık. Çok seviyorduk birbirimizi abuk sabuk feda edecek kadar. Ama yani şimdi bakıyorum da yani Turti ve İzban! Kelebek ve at yazık lan kıza... Yani aşkımdan ölsem de böyle bişeyi kabul edemem. İzban vurulur Turtiye. Hem çıtır, hem güsel.. Ama yok yok olmaz. Bunu atladık... Kimliğin sahibi.. Ay saçmalama yaa. Kocaman amca. Hem Kimliğin sahibine asılsak adam bizi içeri mi sokar. Peruk alsak? Hani şöyle yaşlı ve başka dursak. He canım he, su yoluna çevirdiğin bardakiler sen peruk takınca tanımayacak seni. Hadi tipini geç o memeleri nereye saklıycaksın. Nerdeyse dünya üzerinde senin gibi üç beş var yani. Yok anam yok onu da yemezler. Üff yaa bişey olsaaa ve biz birden bire 18 olsak iki sene çabucak geçse... Hmm acaba iki sene bitkisel hayata mı girsek? Ay hayır olmaz o sırada birileri kapar benim sevgilimi. 

      Yaşımızı nasıl büyütcez yaaa?? Derkeeen aklımıza mantıklıya yakın bir fikir geldi. En azından Turtiyi ateşe atıp İzbana vermekten daha mantıklıydı. Okul kimliklerimiz! Hem doğum tarihimiz de var. Ama sıkıntı iki yaş büyümemiz gereği. 9 7 olacak ve bizim İzban anlamayacak. Peki de nasıl olacak bu iş? Tükenmez kalem silgisiii. Ne büyük icat. Hemen kırtasiyeye gidip aldık bi tane. Anacım ne yokluk zamanı kaç kırtasiye dolandık onu bulucaz diye. Önce bir deneme yaptık. Kağıt üzerine çizdiğimiz tükenmez kalemi silmeye. Yahu kardeşim madem bişey buldunuz adam gibi bişey olsun. Evet çok başarılı, tükenmez kalemi siliyor bu silgi. Ama ya kağıt. Kağıt kağıtlıktan çıktı. Eli yüzü kaydı, eridi. Allahtan kimliğin izerinde direk denememiştik. 

      Sonra aklıma ilk okulda ödev yaparken kullandığımız bir yöntem geldi. Uzunca bir süre kağıt israfının hat safhada yaşanmasından sonra kendimce geliştirdiğim bi yöntemdi. Hatalı yazdığımda asla üstünde düzeltmeye çalışmaz yeni bir kağıda yeniden yazardım. 

      Ay Allahım aklıma ne geldi. Eskiden hani fişleri toplardık. Katma değer vergisi adı altında. Sarı zarflara yazardık. En büyük zevkim o fişlerin tutarını toplamaktı. Ama hesap makinasındaki C nin işlevini bir kaç sene önce öğrendiğimi düşünürsek her yanlış yazışımda başa dönmemle şu Türk filmindeki para sayma sahnesinin benzeşmesini anlamanız hiç güç olmaz. Böyle bir kısır döngünü uzunca süre yaşadım. 

      Yöntem ne mi? Toplu iğne ile yazılmış yazının düzenlenmesi. Bu toplu iğne ile ilişkimin açıklanması için bi çocukluğuma inilmesi lazım. Küçükken biraz manyaktım sanırım. Kara sinek var ya hani iri olan. Onları pencereye kadar kovalardım. Sonra yakalayım toplu iğneye takardım. Durun durun daha vahşete yeni başlıyoruz. Sonra o iğneyi duvara çakardım. Sineğin üstüne kolonya dökerdim. Son darbe kibrit. Ateşe verip yakardım hayvancazı. İçimde ne cins bişey varmış yahu, isimlendiremedim bile. Iyyğğ iğrendim kendimden.

      Neyse aldık toplu iğneleri, kimliklerimizi Turtiyle başladık 9 u 7 yapma çalışmalarına..Doğum tarihi kısmını toplu iğneyle dinozor fosili bulmuş arkeolog inceliğiyle kazımaya başladık. Allahtan 8 i 1 yapmaya çalışmıyoduk. Bir iki deneme ahanda olduuu. Hemde çok başarılı oldu. Kimlik biraz yıpranmış gibi görünse de tükenmez kalem silgisinden daha başarılı olduğu kesindi. Altın bulmuş gibi oldum desem yalan olmaz. Bi kaç kişinin onayına da sunduk. Başarımız takdire şayandı. Napalım canım evet doğru haklısınız sahtecilik oluyor bu. Hatta polis baskınına maruz kalsak sadece yaştan değil bide kimlik üzerinde oynamaktan hapis yatcaz. Aman boşverin benim babam o hapse girmeme izin vermez zaten. Çok düşüncelidir kendisi. Direk bir yılllık hastane tedavisine maruz bırakır beni. Gayet masumane aşk yaşarken illegal yollara başvurmamızın tek sebebi o izbanduttu. Ama bunlar hep, aşk için aaaaşkkk bende sapına kadar var o ayrı.

14 Nisan 2014 Pazartesi

MANUKYAN MIYIM?

Kimlik sadece önünden geçip acaba Dicey napıyor içerde merakından öteye gidemedi uzunca bir süre bizim için. Ama bu Conq aşkı beni pek tatmin de etmiyordu. Aklım fikrim Diceyde.. Ne naneler yemiştir diorum bir yandan da ama işte gönül elvermiyor. Amaan kızım ya alıp eve koca mı yapacaksın diyorum. Bir tarafım evet saçmalama derken diğer tarafım ayy ne güzel olur diyor :) o zamanlar işte birini eve alıp koca yapmanın matah bişey olduğunu sanıyorduk, her bekar kız gibi...

FM e gidiyoruz her hafta. Bizim Conq bi varsa bir yok kafede. Cep telefonunun falan da olmadığı bir dönem. Allah nasip ederse görüyoruz, etmezse görmüyoruz adamı. Hayır bir yedek yapıcam kendime de cafede yakışıklı adam kalmadı. 

Zaten duygu durumumuzda inişli çıkışlı. Bir çok aşığım çok aşık, bir aşık değilim hiç aşık... Bu Conq garip bir tipti. Yani ya kocaman kalbi olan ve herkesi haddinden fazla seven bir melek, ya herkese asılan bir sapık, ya da kendini altmışında hisseden görmüş geçirmiş amca. 
Bi gün geliyor böyle göz süzmeler gülmeler, bir gün geliyor seni hiç tanımıyor, bir gün geliyor seni kesen çocuklardan koruyor. Ay bunları yazarken düşündüm de bu erkek milletinin hepsi dengesiz. Ne istediklerini bi bilseler ah. Gerçi hepsinin ortak noktasını çok iyi biliyoruz ama. Geçmişe dönüp bakınca farkettim ki hep manyakların inişli çıkışlı ruh halleriyle uğraşarak telef olmuşum. Ben de pek akıllı sayılmam ya onlarla uğraşıp vazgeçmemişim de...

İşte böyle günler geceleri kovalarken aman ne merak ediyorsunuz canım. Tabiki de Conq la aramda bişey olmadı. Bana ne olarak yaklaştığının adını hiç koyamadık. Ben böyle bunalınca yine Diceyim aklıma geldi. Adamı görmek için ne yapsan düşüncelerimle beraber. Aklımda birden içeride sigara çok içildiğinde açılan arka kapı geldi. Oralara bir yerlere saklanırsam açtıklarında içeri girebilirdim.

Turti bu fikri pek beğenmese de sonunda ikna oldu. Ertesi gün dershane çıkışı FM e gidip Kimliktekilerin kudurup, sigara içip bayılmasını ve arka kapının açılmasını bekledik. Zaman geçmek bilmiyor. Acaba yeterince kalabalık değil mi, ya bugün açmazlarsa.. Tam kalkıp gitmeye karar verdik ki Conq yanımızda bitti. Elimden tutup beni bir kenara çekti. Allahım öleceğim sandım. Hiç beklemediğim bir anda adam aşka mı geldi ne. Tabii hissetti onu terk edeceğimi. Bide şu evren yasası mıdır ne halttır ne gıcık yaa... Çok üstüne gidersen olmaz, rahat bırakırsan olur. İyi de ben adamı istemediğim zaman bana vermenin ne anlamı var sevgili evren.

Seninle bişey konuşmam lazım dedi. Hem merak ediyorum hem de aklım Diceyde. Bir iki saatlik işim olduğunu sonra geleceğimi, o zaman konuşabileceğimizi söyleyip Kimliğe doğru yol aldım. Karmakarışık bir ruh haliyle yürüken önüne bakmazsan gördüğün ilk çocuğa çarparsın yaşantısı beni buldu. Allahım ya sadece çarpmakla kalsam iyi çocuğun üstüne çıktım. Garibim altımda debeleniyor. Nasıl da cılız bişey, balık etli olduğumu düşünecek olursak birkaç kaburgasını kırmış olma ihtimalim yüksek. Ama gözümü bir açtım kiii çocuk bir içim su mu! Allahım yaa tüm erkekler mi yakışıklı, ben kör müyüm, sen benim karşıma böyle hep hoşları mı çıkarıyorsun. Kendime geldiğimde artık toparlanmam gerektiğini farkettim. Apar topar kalktım çocuğun üstünden ay çok pardon dalmışım falanlar, çocuk ne dese beğenirsiniz. Benim için zevkti. Ahahah o ne demek yaa adamın tombul bir kızın altında ezilme fantazisi olduğunu kim bilebilirdi ki! Yoksa yoksa hayır canım beni beğenmiş ve güzel bulmuş olabilir mi? Amaan ne diyorum yaa kesin kocaman memelerimin altında kalmış olmaktan mutlu olmuştur manyak. Çocuğa boş boş bakıp Kimliğin arkasına dolandım. Turti nerde mi? Yanımdaa ama krize girmiş gülmekten, ha işedi ha işeyecek altına. Aha dedim fırsat bu fırsat Kimliğe tuvalet bahanesiyle girebiliriz. Altımıza işememize izin vermezler herhalde dimi? Sen öyle san. Bizim İzban'a durumu anlattık. Adam odun, duvar, kalas, beton yaa... Gidin başka bir yere işeyin burası olmaz dedi. Sanki biz finoyuz başka bir ağacın altına işeyebiliriz gibi. Küfrede küfrede yandaki kafenin tuvaletine gidip rezil olmaktan kurtulduk. 

Sonrasında Kimliğin arkada başladık beklemeye... Bir saat geçti yok, iki saat geçti yok. Haydaa her zaman duman altı olan, deli gibi dans eden tiplerin saunaya çevirdiği Kimlik bugün bir nezih hastane edasında galiba. Kapılar açılmıyor... Turti çok bunaldı. E kız haklı ben belki de varlığımdan hiç haberi olmayan bir adamı göreceğim diye iki saat çörün çöpün ortasında beklenmez ki.. Tam gitmeye karar verdik yürüyoruz. Anahtar sesleri duyuldu. Hemen saklandık... Veee beklenen son kapı açıldı. Bir süre gizlendikten sonra gizli ajan edasıyla kapıyı kollayıp içeri sıvıştık. Allahtan öyle kalabalık ki kimse bizi farketmedi. Dicey kabinine doğru onun memesiyle bunun kıçıyla bütünleşerek sıkış tepiş yürüdük. Dicey kabininin ışıkları da kapalı... Ay bende bir heyecan bir heyecan kaç haftadır görmediğim aşkım orda ve saniyeler sonra biz buluşacağız... Derkeeeen ışıklar yandı. Aman Allahım o da ne Diceyimin yerinde yeller esiyor. Tanımadığım bir tip kabinde. Ühühüüüü ben Diceyimi isterim Diceyim nerde diye tepinebilmek isterdim ama olmadı. Ya bak işte yaaa gitti. Kaçırdım elimden... Belki de yokluğuma dayanamamıştır. Gözümüze kestirdiğimiz ilk garsona yapıştık. Duyacaklarıma hiç hazırlıklı olmasam da sordum nerde diye. Oohhh şükür yaa sadece hasta olduğu için izinliymiş. 
Şimdi ben neye yanayım.... İki saat mal gibi beklediğime mi, Conq u elimden kaçırmama neden olabilecek bekletme davranışına mı, üstüne düştüğüm çocukla birşeyler içebilme olasılığımızın yok olmuş olmasına mı, Diceyimi göremediğime mi!?!?

Geldiğimiz gibi çıktık Kimlikten bari FM e gidelim de Conq la takılayım dedim. Neyse gittik benimki orda. Beni görünce ağzı kulaklarına vardı. Ay ne konuşacak acaba benimle herhalde sevgili olmadan direk evlenme teklif edecek.. Ay ne derim. Daha üniversite okuyacağım ben. Bekler mi beni. Çok severse bekler. Ya da evlenelim ben öyle de okurum. Babam ne der yahu...bazen beynimi aldırmak istiyorum. Bu kadar çok düşünmek ve bir sonuca varamamal beni çok yoruyor.

Conq yanına gittim. Geldim konuşalım dedim. Bana boş boş baktı. Hatırlatma ihtiyacı hissettimm. Hani iki saat önce gelmiştin benimle bişey konuşacaktın. Haa dedi dana. Tamam yaa halletttim gerek kalmadı. One demek yaa benimle ilgili bir ilişki kararını başkasıyla mı hallettin. Ne konuşacaktın dedim ben! Ay öküz, ay dana, ay mal, ay mandaa... Söylediğim diğer küfürleri yazmıyorum. Kızın biri varmış benim yanımda görmüş çok hoşmuş, tanıştırırmıymışım...

Aklıma ortaokulda yaşadığım bir olay geldi. Sınıfta bir çocuk vardı. Böyle biraz hoş. Ya da bizim boşluk durumu adamı hoş hale getirdi bilemiyorum. Aşık gibiyim kendisine de.. Bir gün tenefüste yanıma geldi. Heyecandan dilim tutuldu. Bişey konuşacağım senle dedi. Tamam dedim. Bir kız vardı öğlenci. Ondan çok hoşlanıyormuş. Ben aralarını yapabilir miymişim. Tamam dedim çocuğa. Üzüntü ve sinirle karışık duygu durumuna büründüm ve gidip kızla hiç konuşmadım. Ertesi gün gördüğümde, o başkasına aşıkmış dedim. Çocuk çok üzüldü ama bana gün doğdu... Aradan bir iki ay geçti. Bir gün bunları yolda el ele gördüm. Tüm foyam ortaya çıkmıştı. Meğersem kız da hoşlanıyormuş bu çocuktan. Çocuk konuşunca sevgili olmuşlar hemen. Biri beni yerin dibine itebilir mi!!!

 Neyim lan ben Manukyan mı. Herkes bi birini ona ayarlayayım diye bana yaklaşıyor. Töbe yaa beni mi buldun bula bula. Turti den niye rica etmiyorsun? Conq danası çok aşıktım ben sana yaa hayallerim vardı benim. Hmm peki dedim ve koşarak kafeden çıktım. Böğüre böğüre trene doğru yol aldım. Turti konuştu durdu, ben hiç anlamadım, hiç dinlemedim, hiç duymadım. Kendimi inandırdığım, kendim yazıp kendim oynadığım bir peri masalı daha böylece sonlanmış oldu.

10 Nisan 2014 Perşembe

İYKi DOĞDUN TURTİİİ

Maceralarımın yandaşı dostum Turtimin bugün doğum günüsü... En büyük sırlarımı paylaştığım, manyaklıklarıma dahil ettiğim, her aşkımda sabahlara kadar beyninin etini yediğim, fal üstüne fal baktırdığım, sabahlara kadar radyo dinlediğim, şarkılardan fal tuttuğum, cimciklendiğim, çorba pişirenim, kahve yapanım, uzaklarda olsa da görüştüğüm anda kaynaştığım, çatlağım, manyağım seni seviyore ve en içtenlikle iyki doğdun diyore 😘

2 Nisan 2014 Çarşamba

KARPUZ KABUĞU

Ertesi sabah biz iki kezban yine bindik trenimize gittik dershaneye. Kezban derken oturduğumuz muhit itibariyle yani. Yoksa yolda yürürken kırolar bize "Anaa la bebe bak turist gelmiş bizim buralara" falan derlerdi. Biz oturduğumuz yerin yerlilerindendik. Yani daha modern daha havalı daha zeki daha farklı herşeyimizle dahaydık. Ama nerde oturduğumuz söyleyince herkeste bir irkilme olmaz değildi. Neyseki sonrasında hiç orda oturuyor gibi bi tipiniz yok diyerek yüceltirlerdi bizi.

 Trenden indik kakara kikiri lak lak yürüyoruz. Turtinin boyu da böle benden biraz kısa. Tam Abdi İpekçi parkının ordan geçerken adamın birinin bize doğru hızlı hızlı yürümeye başladığını farkettik. Böyle iri, uzun, pis, kıro bi amca. Çok önemsemesekte dikkatimizi çekti. Tam yanımızdan geçerken elini Turtinin memesine atmasıyla şoka girdik. Ya da ben şoka girdim. Yani git kendini bir yerden aşağı at, trenin altına gir ama Turtiye dokunma. Anlatmıştım dimi çocukluğunu. Adamı doğduğuna doğacağına pişman eder walla. Anlaşılan o ki Turtinin şok kısa sürmüş. Ben kendime geldiğimde Turti adamın yakasına yapışmış. Ordan güç alarak zıplamak suretiyle kafasına kafasına gömmekteydi. Adam kurtulamıyo da kene gibi yapışmış. Bir yandan da küfürün bini bi para. Uzun iri adamın yanında zıp zıp zıplayan Turti çok komik görünüyodu. Son bir hamleyle adamı yola doğru itti. Alllahıııımmm otobüs gelior. Adam otobüsün altına girmekten son anda kurtuldu walla. Turti daha hırsını alamamış adamı parçalayacak. Adam önde Turti arkada bir süre koştular. Turtiyi yakalayım desem anacım ne mümkün kız kız değil tazı. Neyseki bir süre sonra kendiliğinden durdu, yanıma geldi. Ben tuttum yürü kızım geç kalıyoz falan ayaklarıyla sakinleştirdim. Adamın tutmaya çalıştığı son memeydi galiba. Kesin bu olaydan sonra adam sevişirken bile meme tutamaz olmuştur. Aslında böle sapıkların üstüne salacaksın Turtiyi bak gör bi daha sapıklık yapıyorlar mı! Sosyal düzen açısından gerekli bir arkadaşımızdır Turti.

 O değil neden Turti onu da anlamadık. Herhalde bu kız mı değil mi diye kontrol amaçlı tuttu. Yoksa yani ben orda dururken yürüyen meme olarak Turtiye saldırması garip oldu. Tabi adamın eline gelen karpuz kabuğu olarak nitelendirdiğim misyenden başka bişey değildi. Küçük memeli kızlaar biliosunuz neyden bahsettiğimiii. Hep çok özenirdim o karpuz kabuğu misyenlere. Tabi 250 bedeni hiç yapılmadığı için de hiç giyme şansım olmadı. Ha bi keresinde çok pahalı bir mağazada böle kocaman bir tane bulmuştuk. Denedim de üstelik. Ama ben oldum üç kafalı canavar. Kafamı diğerlerinden ayırt edemez bir görüntü oluşmuştu. Neyse canım zaten çok pahalı diye avunmuştum. Bu arada bu misyene verdiğim paralarla bi kaç villa bi kaç araba alırdım yani. Bizim minik memeliler gider pazara alır üçe beşe ben giderim altmış yetmiş. Adaletsiz dünya işte. Taşıdığım yetmezmiş gibi, eziyeti yetmezmiş gibi bide bi ton para harcardım o memelere. Pis memeler. Küsüm size...

FM de buluşmak üzere ayrıldık. Hayat hikayemle ilgili son provaları da yaptık. Oh mis. Herşey hazır. İnşallah gelir Conq da kaynaşırız dualarıyla dershaneye gittik. Bu arada biz farklı dershanelere gidioruz. Turti dil ağırlıklı bir dershaneye gidiyor. Bense saçma sapan bir lise hayatı geçirmemle birlikte olabilecek en iyi dershanelerden birine gidiyorum. Pis torpilli hocaların olduğu, herkesin dershaneye gittiği seninse gitmediğin bir okulda okumak en büyük şanssızlığımdı. Adı sanı çok güzeldi okulun. En lüks semtteydi. Ama işte geleceğimin içine de etti. Çok daha farklı bir yerde olabilirdim. Pis lise sana da küsüm.

 Kimlik ve FM aynı sokaktaydı. FM e giderken içim cıız etti. Kimliğin önünden geçerken. İzban bütün ihtişamıyla kapıda duruyordu yine. Özlemişim dedi içim. Şimdi ben de yokum kesin birini bulur Diceyim kendine. Derin bir iç çekerek ve izbana pis bi bakış atarak yoluma devam ettim. Yolda bizim liseden kızlardan biriyle karşılaştım. Aaaa! Hadi yaaa! Şansa baaak! Demek Allahın sevgili kuluymuşum! Ay ben de ne üzülmüştüm! Gibi tepkilerime neden olayı orada bir çırpıda anlatıverdi. Merak mı ettiniz? Ay anlatayım hemen...

Dün saat beş sularında Kimlik Polis baskınına maruz kalmış! Tam da bizim oralarda olduğumuz saatler bunlar. Yani eğer izban bizi almış olsaydı içeri şimdi komple alçıya alınmış olacaktım. Babamın kırdığı kemiklerim nedeniyle. Ay gidip öpsem mi naapsam adamı. Bi sürü kişi polis arabasına falan bindirilmiş. E onlar nasıl girmiş yaw içeri. Neyse banane. Ben çok şanslıyım deyip yeniden mutlu bi kız oldum. 

Takii FM in kapısından giripte Conq u bir kızla fingirdeşirken görene kadar. Ay içine düşecek kızın. Kız da kız hani. Yani benim gibi bebe belik değil. Ya ama yaaa noldu Alpayın Liselim, Eylül de gel şarkılarına. Şimdi oldu mu bu. Ben liseliyim. Ben çıtırım. Bana aşık olmalıydı Conq. Beni görsün diyerekten tam yanlarındaki boşluktan koca kıçımı ve memelerimi bir yere çarpmamaya çalışarak sıkış tepiş kafeye girdim. Görmemesi imkansızdı ama görmedi mi ne? Ee hadi cnm bi tepki lütfeen. Tam bunalıma düşcem kii arkadaş arkamdan seslendi.
"Watt selaam"
Selammış. Mal git sen o kıza selam ver. Adama bi tripli bakış ve gülüş karışımı bişey fırlattım. Sanki kocam. Ben öle manyaktım işte. Birini görür hemen aşık olur. Karşı taraftan da aynı ilgi ve aşkı bekler, göremezsem de trip atardım. 

Turti benden önce gelmiş kurulmuş masaya. Ben de surat on karış.
"Noldu bee?" Dedi Turti.
"Çabuk çabuk çıkar iskambili fal bak çabuk!"
"Kızım söylesene yaa noluyor?
"Ne noldu yaa görmüyor musun dışarda benimki kızla fingirdeşiyo! Çabuk fal bak bitecek mi aşkımız."
"Ahahah saçmalama kızım ben konuştum Conq la kuzeniymiş. Hatta beni tanıştırdı bile."
"Hadi canım. İnanmam. Beni mutlu etmek için söylüyorsun" 
"Kızım sen var ya walla malın önde gidenisin. Ne mutlu etcem yaa kuzeniymiş işte."
"İyi!"
Dedim amaaa içimde kelebekler kozalarından çıkıp çoktaan uçuşmaya başladı bile. Biraz zaman sonra Conq yanımıza geldi. Başladık muhabbete. Dünkü üzüntü sebebimi en acıklı haliyle anlattım. Az daha konuşsak ben bile inanıp ağlamaya başlayacaktım. Demiştim dimi tiyatral yeteneğim var diye. Çok üzüldüğünü söylerken bir eli omzumda bir eli elimin üstündeydi. Zaman geçti, saat aktı ben o pozisyonda otuzbeş yıl kaldım. Gözümü açtığımda evde yataktaydım. Ne zaman kafeden çıktık. Eve nasıl geldik inan hatırlamıyorum. Bildiğim tek şey ben çok aşığım bu adama. Bu sefer gerçek aşk...(Her sefer ki gibi :)

27 Mart 2014 Perşembe

BANLİYÖ DEĞİL TREN :)

Koşar adımlarla trene doğru gittim. Evet evet banliyö treni. Ne demek olduğunu öğrendiğimden beri pek kullanmam o hitabı. Zaten bilioruz saçma sapan bir yerde yaşadığımızı. Evet biz öle kibar tabirle Allahın unuttuğu bir yerde oturduğumuz için banliyö treni kullanırdık. Ay ne eğlenirdik o trende de dur anlatcam onları da. 

Peronda volta atıp duruyorum. Bi günde iki kayıp çok gelmiş. Nasıl üzgünüm. İzbandut ve Turtiyi de boğasım var. İkisi de elimden aldı sevgililerimi. Hayır hadi izbandut beni tanımaz etmez de Turtiye noluyo yaa. O benim can dostum değil miydi. 

Tam böle yürürken arkadan bi ses. 
"Manyak mısın kızım sen yaa noluyo?"
Hah beklenen satıcı geldi. Bide utanmadan konuşmaya çalışacak benimle. Döndüm tam bağıracaktım ki pislik diye, ne göreyim benim Conq Turtinin yanında. Aaa dedim işi ilerletmişler. Kızı tren garına kadar getirmiş. Öylece kala kaldım. Turti biraz söylendi dengesiz tavırlarımdan yakında falan ama gerisini duymadım. Yine olan olmuştu beğendiğim çocuk benim arkadaşımı beğenmişti. Kaderim mi bu yaa. Gideriz alışverişe ben bi pantolon beğenirim koca popom girmez, yanımdaki sıska alır. Bi elbise beğenirim koca memeler içine girmez, yine yanımdaki sıska alır. Birinden hoşlanırım o beni beğenmez yanımdakine asılır. Ühüüü ühü. 

Neyse Turti konuşuyo benden ses yok. Conq da bana bakıyor sürekli. Bende bakıyorum, bakıyorum ama bu ikisini hiç yakıştıramıyorum. Yani Victory Turti'ninki öle hoş ki. Nasıl olurda bunu beğenir diyorum. Sonra geleceklerine dair plan yapıyorum. Evlenirlerse evlerine gitmem. İlk ben aşık olmuştum. Elimden aldı. Herhalde muhattab olacak değilim diye.

Kulaklarımda yankılanan bir sesle kendime geldim.
" Pardon Watt dı değil mi?"
Allahım prens konuşmaya başladı. 
"Evet..." Diyebildim sadece heyecandan ölecektim. Ay evet yaa ben böyle söz konusu aşk olunca çok heyecanlanıyorum. Hatırlıyorum da ortaokulda bi çocuk vardı. Çok yakışıklı. Ben yine deli divane aşık. Bir gün sabah bahçede bana "Günaydın" dedi diye ders boyunca hıçkıra hıçkıra ağlamıştım. Niye diye sormayın. Hiç bir fikrim yok.

"Gün boyu çok üzgündün, haddimi aşıp ne olduğunu da soramadım, ama çok ta merak ettim. Sonra arkadaşınla gelip seni görmeye karar verdim. Umarım şimdi daha iyisindir."
Aman Allahım Conq benimle mi konuşuyor bana mı öyle geliyor.  Ay ay ay canım yaa yerim ben seni de haddini de gelişini de. Acaba bayram değil seyran değil eniştem beni niye öptü mü? Yok canım baksana benimle ilgilenmiş. Demekki hoşlanıyor benden. Böyle gel gitler yaşarken bi baktım benim ağız kulaklarda öle sırıtıyorum adama.
"Bişey mi oldu" dedi.
"Yok yok iyiyim de öle yani",dedim. Ne demekse o da.

Tam ne anlatsam acaba diye düşünürken uzaktan trenin zamansız sesi duyuldu. O değil binmesek eve geç kalıcaz. Öf yaa bu ne yaa. Adam ayaklarına kadar gelsin aşkını itiraf için sen eve git.
Neyseki yerinde bir laf geldi Conq dan...
"Yarın gelecek misiniz kafeye!"
Soru mu beee. Sen iste ben fizana gelirim canım benim dedim içimden. Ağırdan satacam ya kendimi,
"Bakarız, hiç belli olmaz" dedim. İçim içimi de yiyor bi yandan ya gelmezse diye.
"Tamam ben kafede olacağım gelirseniz konuşuruz," dedi.
Havalara uçsam da hiç belli etmedim, ya da belli etmediğimi sandım. Tren geldi. Bindik. Hani şu filmlerdeki gibi gözden kaybolana kadar camdan baktım. Hatta ona bakıcam diye oturacak yeri de kaptırdım. Akılsız başın cezasını ayaklar çeker sözü birkez daha tafaımdan doğrulandı.
Sonra uzunca bir süre Turtiyi dinlemek zorunda kaldım tabi. Hatta kırkbeş dakika. Kızdı bi sürü. Sonra da başladı Conq ile ilgili konuşmaları anlatmaya. Biz kızlar bilirsiniz ya birşeyi anlatırken, merhaba kısmından başlar hiçbir ayrıntıyı atlamadan anlatırız. Saolsun Turti de fil hafıza. Herşeyi tam tamına anlattı. Seceremi öğrenmiş meğersem. Ahahah yaşasın bana aşık olmuuuş. Dengesiz duygu durumum yine tavan yapmayı başardı. Birden bire dünyanın en mutlu kızı oldum. Başladık yarın söylenecek yalanları planlamaya. Ağız birliği de olsun ki falso vermeyelim diye. Ne mi planladık. Eee erkeklerin biraz duygu sömürüsüne ihtiyacı vardır mantığıyla muhteşem kızın aile dramı seneryosu yazdık. Hadi bakalım inşallah tutar...

24 Mart 2014 Pazartesi

KIZDAN DOST OLMAZ!!

Burnumu çekmeye devam etsem o diil sümüğüm bitti çekcek bişi de kalmadı. Hınk mınk yapıyorum bişi gelmio. 

Ah ahhh demeye karar verdim. Bakarsın noldu der, niye iç çektin anlatsana der diye. Durup duruken de ah ahh denmiyo ki canım. Con ise elinde bi kalem bazen çeviriyo, bazen önündeki peçeteye bişey karalıyo. Sanki bunalımda olan, az önce deli gibi ağlamış olan o ben diilim gibi. Nerdeyse ben sorucam neyin var diye. Zaten hep kaybettirmiştir bu aceleci tez canlı tavırlarım. Bi sessizlik oldu. Ahh ahhh dedim. Saolsun sevenim çok. Bundan başka herkes atladı noldu diye. Ay size ne size ne... Ben onu biricik aşkıma söyledim. Bu herifte hoş moş ama tam kütük çıktı. Herkes noldu diye pervane bu hala peçeteye kare ve üçgen çizmekle meşgül. Sanki adama öyle bi görev vermişler. Para kazanıyor bu işten gibi. Neyse benimle hiç ilgilenmedi. Bende baktım bundan ses seda yok. Yok bişey dedim geçiştirdim. Gelse Con sorsa alaaaah neler anlatcam neler de ben Turtiye  ve diğerlerine ne diim şimdi. 

Bekle bekle çay iç kola iç. Yok değil bişey sormak adam dönüp bana bakmıyor bile. Geleceğim, ilişkim tehlikede diye bir atak daha yapmaya karar verdim. Cool gizemli kız ayakları. Kimseye bişey söylemeden kalktım masadan. Merdivenlerden inerken Turti bağırdı arkamdan...

"Nereye watt?"
"Hiiç biraz dışarı çıkıcam yalnız kalmaya ihtiyacım var!" Dedim

Filme gel.. Ve genç kız oradan uzaklaştığında genç adamın içine bir kor düşer. Koşarak genç kızın yanına gider. Buğulu gözlerinin ta derinlerindeki saf temiz kalbi ve aşkı görür. Tamam yeter evlenirler ve çok mutlu olurlar.

Hıhı tabi güzelim tabi, sen yalnız kalmaya git adam koşarak arkandan gelsin. Ay pardon ölmüştü aşkından dimi unuttuk biz o ayrıntıyı. Tamam tamam kabul çok aşk filmi seyrederdik Turtiyle... Tabiki amacım ortada, dikkat çekeyim, gizemli görüneyim, yanıma gelsin, belki masa kalabalık diye konuşamamıştır gibi fantaziler. FM in dışında tam bizim masayı gören bir duvara yaslandım. Arada bi çaktırmadan bakmamın yanı sıra, kafeden her çıkanın o olduğunu düşünerek heyecandan ölüyorum. Ay gelirse sorarsa ne derim. Sevgilimden ayrıldım. Cık olmaz belki yeni ayrılmış birini istemez. Yalnızım desem, ay demek ki ne uyuz bi kız kimse istememiş der. Olanı biteni anlatsam, amaan başkasına aşık bırakayım der. Allahım ne diycem yaa! Neyse hele bi gelsin olmazsa atlarım boynuna ağlarım. Sonra da lütfen konuşmayalım çok kötüyüm derim geçer gider. Bizde yakınlaşmış oluruz...

Ya ben şu aşk filmlerini çok seviyorum. Herşey herkesin istediği gibi oluyor. Sırf bu yüzden oyuncu olasım var. Bari filmde aşk yaşayalım. Bakarsın baş rol erkeği gerçekten aşık olur bana. Neden olmasın... 

Bekle, uzaklara dal, bakın bi daha bekle bi daha uzaklara dal, bi daha bak... Baya bi zaman geçti.

 Sonra bi çevirdim kafayı.Anaaa o da ne bizim dilsiz Turtiyle sohbete başlamış bile çoktan. Hayır yaa Victory nerde. Ulen kızına sahip çıksana bak elden gidiyor. Ay bizim Turti de pek insan canlısıdır. Bi muhabbet eder seninle sanırsın kırk yıllık kankin. Böle eller dokunur. Aaa bak bak gülüşmeler falan. Ben burda nasıl acılar içindeyim. Bunlar beni unuttu eğleniyorlar içerde. Beni düşünmeyi geç, oracıkta yansam, canlı bomba olup patlasam görmeyecekler. İnsan bi gelir yaa bi sorar neyin var, iyi misin! Tamam ben yalnız kalcam dedim de kural mı yani. Yasakları delin, gelin, gel. 

 Kan beynime fırladı. Sevgilim elden gidiyordu. Birşey yapmalıydım. Hemen kafeye daldım, masayı basmaya. . Gittim masaya aldım çantamı hiçbişey demedim fırladım gittim. Masa basmaktan anladığım da bu. Ne bileyim belki biraz utanırlar falan. Turti senden hiç beklemezdim, işte hep derlerdi de inanmazdım. Kızdan dost olmaz diye. Eni konu arkandan vurur seni derlerdi. Turtinin seslendiğini bi duyar gibi oldum ama yıllardır dost bildiğim kişi kocamla gülüşüyorsa arkama dönmem doğru olmaz diyerek koşar adımlarla eve doğru yol almaya başladım. 

Bu arada Turti'nin tüm bu olanlardan hiç haberi yoktu :))

19 Mart 2014 Çarşamba

BEN HER DURUMDA AŞIK OLURUM!!!

Yaa giremedik Operaya... Almadı bizi izbandut. O günden sonra Operanın adı bizim için Kimlik oldu. Hem kimse anlamazdı konuştuğumuz zaman. Sanki Opera deyince çok anlıyolardı ya bizimkiler. Kimlik deyince bişey anlamazlar diye mutlu olmuştuk. Zaten küçükken böle herşeye bi lakap takmalarımız vardı bizim. Südyen- misyen, orkid - zorkid (zor günlerin çocuğu manasında), çakmak- od, kültablası - kültünablası...

Hönkürmem bitince baya uzun sürdü de bastık FM e gittik. E o halde eve de gidilmez. Dünyam yıkılmış. Evde kalmış kıs kurusu olmuşum. Orada da ağlamaya devam edince herkes bi dikkat kesildi tabe. Bi bizim masaya toplandı hoş çocuklar grubu. Kafamı bi kaldırdım ölmüşüm, cennete düşmüşüm, biscolata erkeği duymuş durumumu gelmiş beni teselli etmeye.

Allahım nasıl hoş bi adam var karşımda. Haydaa bu nerden çıktı. Yoktu FM de böyle bişi. Beni mi merak etti. Benimle tanışmaya mı geldi. Yok canım bana ne bakacak. Turtiye gelmiştir o diycem. Ama Turtinin Victory de orda bizim masada. Hem zaten Turti nemrut, birine aşık olur ona bile yüz vermez. Buna mı bakacak. Yok yok benim için geldi derken, salyamın, sümüğümün, çapağımın birbirine karıştığını farketmemle kendimi tuvalete atmam bir oldu. Bu öyle bi dönemki peçete falan da çok yok hayatımızda. Hani bilirsiniz böyle pidecilerde falan ağzını silmen için pembe zımpara getirdikleri dönemler. 

Tamam yüzü gözü yıkadık bişeye benzedik te bu havuç burun niye düzelmiyo yaaa. Yukarıda hayatımın erkeği duruyo ve ben palyaço gibi, kardan adam gibi saçma sapan bir burna sahibim. Yarım saat fln yıkadım burnumu düzelsin diye. Sonra biraz da klozete oturup acaba noldu derse ne desm diye plan yaptım. Şimdi aşık olduğum adamı göremedim dersem elimden kaçırırım. Babam evden attı desem ne o öle kezban gibi. Dershane falan amaan saçmalama çoluk çocuk der. Ne diycem yaa diye düşünürken daha büyük bir problemim gözüme çarptı. Burnum hala pancar gibi. Bi de ağlayınca bi şişiyomu noluyo yaa. Oldu mu hokka burun kocaman. Ya pancaaar düzelseneee eğer çıktığımda hayatımın erkeği gitmiş olursa seni koparırım haa diye tehdit ettiysem de burnum bunu pek tınlamadı. Yarım saatin sonunda ben biraz daha insana benzeyince çıktım tuvaletten. Saçımı başımı düzelttim azıcık ta makyaj. Makyaj dediğim de şeffaf rimel ve parlatıcı yani. Küçükken bile süremezdim öle pudra, fondöten. Bi terletir beni. Kış ortasında ekvator etkisi bende fondöten. Masaya giderken nasıl hüzünlü, gizemli bir tavır sergileyeceğimin provasını da yaptım tuvalette. Tamamdır. Hayatımın erkeğiyle tanışmaya hazırım. 

Basamakları çıkınca mutluluktan uçma ifademi saklamak için tiyatral yeteneğimi kullanmam gerekti. Var öle bi yeteneğim. Lisede başladı hep oldu, hala da sahibim desem yalan olmaz yane. Allahım masanın başında dikilen prens oturmuş masama beni bekliyor. İşte bu ya dedim. Bi yandan da vicdan yapıyorum ha! Diceyime haksızlık oldu diye. Amaaan napiim görüşemeyeceğim bir adam için ölemem ya. O da başka birini bulsun canım. Zaten boyu da kısaydı. Aslına bakarsan çirkin bile sayılırdı. Hem Dicey işte eve alıp koca da yapılmaz ki. Sonra çocuklarımız okula başlayınca ne diyecek baban ne iş yapıyor durumuna. Herkes avukat, doktor derken.. Babam Dicey... Yani bi bok olamamış, ordan burdan şarkı seçip çalmayı başarmış mı!

Ay bu arada aklıma geldi bizim lisede bi Edebiyat hocamız vardı. Ne manyak adamdı yaa. Hiçbir edebi yanı yoktu adamın. Kibarlık desen uzağından bile geçmemiş. Küfürbazın tekiydi. Böle okula yeni başlamışız. Tanışma faslı. Seceremizi anlatıyoruz. Bi arkadaş kalktı. Başladı bizimki sormaya annen baban ne iş yapar, nerelisin? Bu nerelisini de hiç anlamam. Yani mesela ben annem göçmen, babam adanalı. Ama korkulacak bi yanım yok. Yani hiç üçüncü sayfa haberlerinde çıkan Adanalılardan olmadım. Neyse kız başladı anlatmaya. 
"Baban ne iş yapıyor?"
"Serbest meslek hocam."
"Tamam anladık taa ne iş yapıyor?"
"Serbest meslek"
"Kızıııım pezevenklikte serbest meslek ne iş yaptığını soruyoruuuum!" Deyince kızcağız
"Taksi şöförü" deyip yerin dibine girip oturmuştu. Bizde gülmekle şaşırmak arası bi efekte bürünmüştük. 
Zaten bi keresinde de aynı adam sınıf başkanı derse geç kalınca "Hoca osurursa cemaat sıçar" demişti. Ay ne manyak adamdı yaaa.

Geçtim masaya oturdum. Böle minik minik burnumu da çekiyorum ki, neyin var diye sorsun diye. Ay bi türlü bişey demiyor. Domuz, az önce filmi seyretmeye toplanmıştın. İçeriğini öğrenmek için çaba göstersene. Neyse adını falan öğrendim. O da tanıştık sanma. Bizim Turtinin Victory si seslendi de ordan yani. Conqueror muş adı. Böle uzun, iri, kaslı. Al beni savur beni, at duvara çarpayım kendime geleyim hissi veren bişey. 

Hayır o değilde biz lisedeyken çoluk çocuk olduğumuzu neden anlamıyoruz da kendimizi hep bi kocaman zannediyoruz. Biz derken tüm lise çağı canlılardan bahsediyorum. Conq en az 25 yaşında falan bense 16. Nasıl benden hoşlanmasını bekliyorsam. Bi kere muhabbetim bile çekilmez lan. Git sen barbilerine kazak ör dese yeri var. Ama olsun ben çok hoşum ve o bana aşık olduğu için yanımıza geldi. Nasıl bi çekicilikse benimki de her gören şıp aşık oluyor. Neyime kısacık oğlan gibi saçlarıma mııı ( bu arada bi lise mezuniyet fotoğrafım var kısacık saçlı ay nasıl yakışıklıyım.. evet evet yanlış duymadınız yakışıklı:), kulağımdaki bin küpeye mi, şişe dibi gözlüklerime mi? Ama lütfen bi dakka haksızlık etmeyelim. Hep çekici ama gerçekten çekici bir yanım vardı. Memelerim. Annemin karnında az daha dursam ya meme ya da göz olarak doğacakmışım ben. Sanırım doğduğumda yetmiş beş beden falandı bunlar. Kızların ki limonken benimki diyarbakır karpuzuydu. Onlarınkine fincana ölçerken benimkileri dipsiz kuyuya sallamışlardı. Ben neler çektim onlardan kimse bilmez. Ama ortamda hep çekiciydim memelerim yüzünden. Yolda fantazilere bile konu olmuşlardır yani. Bide şu konuya açıklık getireyim. Büyük ve dik meme yoktur. Yerçekimi diye bişey var kardeşim. Adam yıllar önce bulmuş yani. Anca silikonla olunur Samantha Fox. Kimsenin bana öle hemen aşık olduğu falan da yoktu. Bu böle hep özlemini çektiğim birşeydi bence. Özgüveni yüksek, popi kızlardan olmadım hiç. Yanımda sıskaları gezdirdiğim için gittiğimiz ortamlarda kimse bana bakmazdı. Hep onları beğenirlerdi. Ben de mal mıymışım neymişim şöle iki çirkin taksana yanına. Ortamda dikkat çek. Hep çok eğlenceli bulmuşlardır beni deee bilirsiniz erkekler öyle eğlencene bakmaz önce bi tipine bakar gelir. Ne ikilem yaşamışım bee tipsizlikle tiplilik arası gitmiş gelmişim...

17 Mart 2014 Pazartesi

YILLARIN BANA ÖĞRETEMEDİĞİ BİRŞEY VAR!!!!

Yılların bana öğretemediği birşey var...

Öğretmek için çok çaba sarfetmesine rağmen anlamamak için direnmiş, direnen ben.

 Aslında suç bende de değil. Küçükken dinlediğimiz masallarla başladı herşey... Beyaz atlı prens gelir. Dünyalar güzeli prensesi kurtarır. İlk görüşte deli bir aşk başlar. Evlenirler ve ölene kadar mutlu yaşarlar. Küçükken beklemeye başladık biz. İlk görüşte aşık olacak beyaz atlı prensimizi. Ama prens yoktu hayatımızda, aşkta... Hiç kimse görür görmez aşık olmadı bize. Gelip kurtarmadı bizi. Küçüktük hayat o nedenle acımasızdı. 

Biraz büyümeyi beklemeliydik. Çizgi filmlerdeki yakışıklı figürlere olan aşkımızla oynadık evciliklerimizi. Onlar da hiç gelmedi. Dışarı çıktığımızda erkek çocukların hep canımızı sıkan, maç yapan, kızsın sen diye aşağılayan tavırlarından yine çizgi film kahramanlarımıza sığındık. Keşke Şeker Kız Candy ben olsaydım dedik.

Sen Micheal Night ol, bisikletimiz kara şimşek, ben de o sarışın kadın çağımız geldi.Oyunlarımızda da hep mutluyduk. Gün gelecek herşey diziler kadar, oyunlarımız kadar gerçek ve güzel olacaktı. Yakışıklı bir adam muhteşem arabasıyla bizi kurtaracak ve sonsuza kadar çok sevecekti.

Bekledik ama sabırla. Daha yeterince büyümedik galiba dedik. Hayat Ağacındaki Kyle Masters oldu yeni idolümüz. Sam' i sevdiği gibi sevecekti biri bizi. Artık prens bekelemesekte biliyorduk ki yakışıklı ve iyi kalpli bi adam bize aşık olup, bizi çok mutlu edecekti. Gördüğümüz çocukları ona benzettik hep. İlgi bekledik, aşk bekledik... Olmadı.

Ta ki Titanik filmine kadar. Zengin kız, fakir oğlan ve büyük aşk. Aslında hep aradığımız o aşktı. Biz çok güzel olalım, prensimiz çok yakışıklı olsun ve bize deliler gibi aşık olsun. Ağlayarak seyrettik filmi. Etkisinden çıkamadık uzun süre... Prenslere yeniden inandık.

Mahalledeki çocuklar da başladı mı bizi cezbetmeye... İşte !! Küçük prensesler çıkmıştı şatolarından dışarı. Hazırdık prensle karşılaşmaya. Tanıştık, bakıştık, en tutkulu aşk bu işte dedik... Bitti. Gün geldi çok ta uzun sürmeden bitti. İlk hayal kırıklığımızı yaşadık. Daha kırk gün kırk gece düğün yapacaktık. Hani evlenip sonsuza kadar mutlu olacaktık. Seyrettik. Film seyrettik, dizi seyrettik. İnanmaya olan ihtiyacımız itti bizi onları seyretmeye. Böylece o ölümsüz aşka yeniden inandık. 

Hayatımıza prensimiz, kurtarıcımız sandığımız bir kaç kişi girdi ve çıktı. Hep birşeyler götürüp, bişeyler azalttı bizden. Her seferinde hayali aşklarla tutunduk hayata. Hep bekledik, umudumuzu yitirmedik. Bunun adı umutmuydu, aptallık mıydı bilemedik... Her yeni gelene prensim dedik. İşte şimdi diye umut ettik. Sonra yine anladık beklenen prens bizi bırakıp gidince. Bazen de biz bıraktık prens olmadığını anladıklarımızı. 

Onların adı film, onların adı dizi.. Orası set onlarsa oyuncu... Neden umutlandırmaya çalışırlar insanları? Amaç nedir? Bilmezler mi herkes mutlu olmak ister, herşeyin en güzelini yaşamak ister. Bilse bile seti, oyuncuyu, oyunu... 

İşte hayat sen bana öğretemedin...

Gerçek hayatta yoktur beyaz atlı prensler ve güzel prensesler....